
1883te Giresunda doğdu. İstanbulda hukuk mektebini
bitirdikten sonra öğrenimini Pariste Siyasal Bilimler
Okulunda sürdürdü. Türkçülük eğilimi ile öne çıkan Milli
Meşrutiyet Fırkasının gezetesi İfhamın yazı işleri müdürü
olarak çalıştı. Suphi, 1913de Mahmut Şevket Paşanın
öldürülmesiyle birlikte başlatılan terör dalgasından payını
aldı ve Sinopa sürüldü.
Buradan kimi arkadaşlarıyla birlikte bir balıkçı teknesiyle
Karadenize açılarak Rusyaya geçtiler. 1. Paylaşım Savaşında
Osmanlı vatandaşlarıyla birlikte Mustafa Suphi de enterne
edilerek Rusyanın içlerine, önce Kalugaya oradanda Ural
bölgesine sürüldü. Mustafa Suphi savaş esiriyken Bolşeviklerle
ilişki kurdu ve Türk savaş esirleri arasında propaganda ve
örgütlenme faliyetlerine koyuldu. Devrimin ertesinde
Moskovaya gelen Mustafa Suphi, Yeni Dünya dergisini çıkardı.
1918 Kasım ayında, Moskovada Müslüman Komünistler Kongresine
katıldı ve burada Tüm Rusya Müslüman İşçileri Merkez
Komitesine seçildi. Bu komiteye bağlı Uluslararası Doğu
Propaganda Dairesi Türk Seksiyonu Başkanlığını üstlendi.
Mustafa Suphi, Aralık 1918de Uluslararası Devrimciler
Toplantısına ve Mart 1919da III.Enternasyonelin I.
Kongresine Türkiye delegesi olarak katıldı. 1919 başında
Kırımda 75 günlük Sovyet iktidarı sırasında Beyaz Orduyla
savaşan Uluslararası Doğu Alayını kurdu. Denikin kuşatmasını
yararak Odesaya çekildi. Mayıs 1920de hareketin merkezini
Baküye taşıdı ve Türkiyeli komünistlerin örgütlenmesine hız
verdi.
Anadoluya sevkedilmek üzere bir Türk Kızılordu birliği
oluşturuldu. Bu adımlar atılırken Suphi, Anadoludaki Büyük
Millet Meclisyle ilişki kurmaya çalıştı. Anadoluda örgütlenme
girişimleri ve Ankarayla haberleşme sürerken, 23 Temmuz 7
Ağustos 1920de toplanan 3. Enternasyonalin 2. kongresi, Şark
Milletleri Kurultayının toplanmasını kararlaştırdı. 1Eylül
1920de toplanan kurultaya Doğu ülkelerinden komünist olan
olmayan 1831 delege katıldı. Ve nihayet 10 Eylül 1920de
TKPnin ilk kongresini toplama başarısını gösterdi.
Mustafa SUPHI
ve Arkadaslari Kemalistler tarafindan katlediliyor.
28 Ocak 1921, Türkiye devrimci
hareketinin tarihinde önemli dönemeç noktalarından biridir.
Türkiye komünist hareketinin Ekim Devrimi-Kızılordu pratiği
içinde yetişmiş en değerli kadrolarını kaybettiği Karadeniz
katliamı, aynı zamanda aslında TKP tarihinde bir gerilemenin
başlangıcı olmuştur.
10 Eylül 1920de Baküde Sovyetler Birliğinden, Anadolunun
değişik yörelerinden ve İstanbuldan gelen 74 delegeyle
toplanan TKPnin kuruluş kongresi, her şeyden önce o dönemde
Anadolu (Yeşil Ordu, Halk İştirakiyun Fırkası) İstanbul (Türkiye
İşçi Çiftçi Sosyalist Fırkası ve diğer komünist gruplar) ve
Sovyetlerdeki komünistler olmak üzere üç koldan gelişen
komünist hareketi birleştirmek amacını güdüyordu ve bunu da
büyük ölçüde başarmıştı. Bütün bu gelişmeleri bir program
etrafında gerçekleştiren Kongrenin en önemli kararlarından
biri de Anadoluda gelişen işgale karşı mücadelenin içine
girme, sıcak mücadelenin orta yerine atılarak önderliğe
soyunmaktı. Kongrede yapılan konuşmalar, alınan kararlar,
ortaya konulan tüzük ve program Ekim Devriminin ve 3.
Enternasyonalin devrimci ruhunun damgasını taşıyordu. Örgütlü
çalışmanın ağırlık merkezini Anadoluya kaydırma kararı alan
Kongre, genel başkanlığa Mustafa Suphiyi, genel sekreterliğe
Ethem Nejatı ve bunlarla birlikte toplam 7 kişilik bir Merkez
Komitesini seçerek tamamlandı.
Kongreden yaklaşık 4 ay sonra, 1921in başında, Ankara ile
iletişim kuran Mustafa Suphi, Ethem Nejat ve kalabalık bir
komünist topluluk Türkiyeye geçmeye karar verdi. Hedef
Ankaraya, Anadolu ayaklanmasının kalbine ulaşmaktı. Bu yüzden
tarihçi M. C. Kutayın sözleriyle, onları Ankaraya sokmamak
Yunanı denize dökmek kadar önemliydi! Bu yüzden törenlerle
karşılandıkları Karstan sonra provokasyonlar birbirini izledi.
Erzurumda kışkırtılmış halk tarafından şehre sokulmadılar.
Batum üzerinden Baküya geri yollanmak üzere Trabzona
yollandılar. Yol boyu düzmece gösteriler sürdü. Trabzon
yakınlarında da kayıkçılar kahyası Yahya kaptanın adamlarının
saldırısına uğradılar. Şehre girmelerine izin verilmedi ve bir
iskeleden bindirildikleri takayla denize açıldılar.
M.Kemal'in talimatıyla, Arkalarından yetişen Yahya
kaptanın adamları silahları alınmış olan Mustafa Suphi ve
ondört yoldaşını bıçak, kurşun ve süngülerle delik deşik edip
denize attılar. 28 Ocakı 29 una bağlayan gece Onbeşler,
Karadenize gömüldü.
Daha sonraları, Mustafa Kemali bu işin sorumluluğundan
sıyırmak için çok demagoji yapıldı. Ancak açık gerçek, M.
Kemalin siyasal olarak bu katliamın arkasında olduğu ve
muhtemelen bizzat konuyla ilgilendiğidir. Erzurumluların Suphi
ve yoldaşlarını şehre sokmadığı haberi gelince ayakta alkış
yapan meclis bu meclistir ve sonradan Nutukta Erzurumlular
böyle bir adamın memleket dahiline girmesinden son derece
rahatsız olmuşlar ve bu adam memleketimize girerse parçalarız
demişler gibi laflarla olayı yerel bir infial gibi göstermek
isteyen de M. Kemaldir. Kaldı ki, bizzat Suphinin
telgrafıyla geleceklerinden haberdar olan, olayı Kazım
Karabekir aracılığıyla adım adım izleyen de M. Kemaldir. Aynı
M. Kemal, Nutukta Bu adam Leninin yegane adamıdır ve Lenin
Türkiye hakkında bir iş yapmadan evvel mutlaka Mustkafa Suphi
ile danışır diyecek kadar hasmının niteliklerini bilmektedir.
Sonuçta olayın faillerinden Yahla Kaptan da bir süre sonra
öldürülmüş ve ortada tanık da kalmamıştır. Daha sonraları pek
çok siyasi cinayette görüleceği gibi..
Kaypakkaya`nin Bakis acisiyla TKP
Mustafa Suphi, 1972`de kurulan Proletarya
Partisi`nin öncülü olan TKP`nin kurucusu olarak Türkiye
topraklarindaki Komünist hareketin ilk temsilcisidir. Ancak
Ibrahim Kaypakkaya TKP`nin icinde bulundugu durumu su
sözleriyle tanimlamaktadir: "Mustafa Suphi yoldasin
önderligi altindayken Leninist bir partiydi. M.Suphi yoldasin
Kemalistler tarafindan hunharca katledilmesinden sonra
partinin önderligi revizyonistlerin eline gecmistir."
I. Kaypakkaya safak revizyonistlerine
elestirisinde TKP mirasciligi üzerine ise sunlari da
söylemistir: "TKP mirasciligi havada bir iddadir. Bir
Komünist hareket, M. Suphi yoldasin önderligindeki TKP`nin
mirascisi olur. TKP saflarindaki militan isci-köylü-aydin
üyelerin kafalarinda ve yüreklerinde tasidiklari komünizm
davasina derin inancin mirascisi olur ama, TKP önderligini
revizyonist cizgisinin mirascisi olmaz."