1970`lerin
kabaran kitle haraketlerinin icinde kasketli, yesil gözlü bir
delikanliydi. Genc yasina ragmen yasadigi kosullarin ve
dönemin pratigi icinde gelistirip-büyüttü düsüncelerini.
Kaypakkaya`yi ülkemizdeki burjuva ve burjuva-demokrat aydinlar
özelikle “ yok “ sayar. O`nu israrla görmezlikten gelirler.
Bunun tek bir nedeni vardir. O da, hic kusku yoktur ki
Kaypakkaya `nin proleter devrimci cizgisidir.
Cünkü O`nun, Türk devletinin niteligini ve Kemalizm`in fasist
özünü, komprador burjuvazi ve toprak agalarinin temsilcisi
oldugunu, Türk devletinin Kürt ulusunu ezdigini, Kürtlerin
ezilen bir ulus oldugunu ve Kürt ulusunun ayrilma hakki
oldugunu net olarak ortaya koymasi; ve bunlarla birlikte ,
proleterya önderliginde demokratik halk devrimi ve kesintisiz
olarak sosyalizm ve komünizmi hedefledigi icin, ne
burjuvazinin ne de burjuvazinin etki cemberi icindeki bazi
demokrat aydinlarimizin hosuna gitmistir. Öte yandan
Kaypakkaya `nin düsünceleri ve cözümlemelerinin, bu kesimlerin
hosuna gitmesi zaten beklenemez.
Bu gerceklerin yaninda bir baska gercek daha var ki;
Kaypakkaya `nin kurdugu isci sinifinin öncü örgütü Proletarya
Partisi
TKP/ML
`nin, sinif savasimini kesintisiz ve O`nun ortaya koydugu
Marksist-Leninist-Maoist cözümlemeler isiginda dirayetle
yürütmesidir. Burjuvaziyi ve onun ideolojik-siyasal cemberi
icinde olanlari korkutan esas öge de budur. Cünkü, Kaypakkaya
`nin düsünceleri savasima katiyen ara vermemis, yari yolda
asla tökezlememistir.ve yasadigi dönemden bugüne onun
düsünceleri bu cografyada en tehlikelisi olarak belirlendi.
Bundandir ki Saklanmaya calisilan bir mesaledir
Ibrahim KAYPAKKAYA
!...
Biz bu yazida Kaypakkaya `nin hayatinin yaninda fikirleri ve
ideolojik-siyasi durusunu ve yaratmis oldugu degerleri ve
Kaypakkaya `yi, Kaypakkaya yapan ögeleride bir bir isliyecek
ve sizlere sunacagiz.
1 Bölüm: Ailesi ve
Ögrenim Yillari
Kaypakkaya ailesi, Sungurlunun Akdere köyünden. Aile bazi
nedenlerden dolayi ilk önce , Akdere´den Narlik´a, daha
sonrada Karakaya köyüne yerlesmis. Karakaya köyü ilk basta
Corum´un Alaca ilcesine baglidir. Köylüler, köy daha yakin
oldugu icin Sungurlu´ya baglanmasi icin imza toplar. Uzun
ugraslardan sonra köy, Sungurlu´ya baglanir.
Ali Kaypakkaya nin dedesi Halil Aga, uzun yillar Karakaya
köyünde muhtarlik yapmis. Köyün bir dönem muhtarliginida Ali
KAypakkaya yapmistir.
Halil Aga iki kez evlenmis ve 8 tane oglu olmustur. Ayse ve
Sultan hanimlardan olan 8 cocuktan birisi de Ibrahim
Kaypakkaya´nin dedesi Ibrahim beydir. Elif Hanim ile evlenen
Ibrahim beyin, Ali ve Hanim isminde iki cocugu olur. Aile
genis toprak sahibi oldugu icin ekonomik durumu iyi yani
varsildir. 12 yasindayken babasi Ibrahim beyi kaybeden Ali bey,
15-16 yasindayken Döndü adli teyzesinin kizi Medya ile evlenir.
Yaklasik 8 yillik bir evlilikten sonra Ali bey ile Medya
hanimin 1948 yilinda bir oglu olur. Resmi kayitlara göre
Ibrahim Kaypakkaya´nin dogum yili 1949 dur. Ali bey dogan
cocuga ölmüs babasi Ibrahim beyin anisina Ibrahim adini koyar.
Kisa bir süre sonra bazi sorunlarindan dolayi annesi ve babasi
ayrilir. Bu sirada Ibrahim Kaypakkaya 3 yasindadir.
Köyde, "Al yanaklı", "Elma gibi kırmızı yanaklı" diye tanınir.
İbo'nun sevdiği ve çok söylediği türkü ise "Burçak Tarlası"
türküsüdür.
Ilkokul
Eğitimi
İbrahim, ilkokul eğitimine başladığı güne kadar çocukluğunu
köyünde her köylü çocuğu gibi Tarlaya gider, ot biçer,
hayvanlarını otlatarak geçirir.
Ali Kaypakkaya, İbrahim, okula gitme çağına geldiğinde,
Karakaya köyünde okul olmadığı için ilköğretim eğitimini
yapması amacıyla yakın akrabalarının yanına gönderir. Bu
nedenle İbrahim Kaypakkaya, ilköğretimini değişik köy
okullarında okur.
Ve 27 Mayıs 1960 devrimi olduğu zaman İbrahim Kaypakkaya,
ilkokul öğrencisidir.
İbrahim, İlköğretimin 1. ve 2. sınıflarını, Ortakışla (Orta-köy)'da,
babasının baldızı Zöhre Hanım ile Zöhre hanımın Turan ve Habip
isimli kardeşlerinin yanında okur. 3. sınıfı Karamahmut isimli
köyde Ali Beyin kızkardeşi Kadın'ın yanında okur. 4. ve 5.
sınıfları Alacahöyük'te Ali Kaypakkaya'nın teyzesi Yeter
hanımın yanında okur.
Alacahöyük'te okurken İbramin'in öğretmeni Mehmet Yıldırım,
bir kaç kez Ali Beye gelir ve derki "İbrahim çok iyi okuyor.
Bunu okut. Öğretmen Okulu imtihanlarına mutlaka girsin", der.
Hasanoğlan Öğretmen
Okulu
Kaypakkaya İlköğretimini bittirdikten sonra Hasanoğlan
Öğretmen Okulu sinavlarina girer. Bu arada Karakaya köyünden
bir çok genç, zaten Hasanoğlan Öğretmen Okulu'nda okumaktadır.
Bazılarıyla akraba olan İbrahim Kaypakkaya, aynı köylüsü Emin
Özdemir, Celal Özdemir, Arap Sarmaşık ve Halit Sarmaşık ile
Sınavlara girer ve Öğretmen Okulu'nun sınavlarını kazanan
İbrahim Kaypakkaya, 1960-1961 döneminde, Hasanoğlan Öğretmen
Okulu'nda öğrenciliğe başlar.
Yatılı ve kızlı-erkekli öğrencilerin eğitim-öğretim gördüğü
Hasanoğlan Öğretmen Okulu, Ankara-Samsun karayolu üzerinde ve
Ankara'ya en çok on kilometre uzaklıkta bir yerdedir.
Kaypakkaya adil esitlikci yönlerini bu okuldada pratiksel
durusuyla gösterir. Haksizliga ve baskiya gelemiyen kisiligi
bu okulda sivrilmesine neden olur.
Birgün Hasanoğlan Öğretmen Okulu'nda mutad sabah yoklaması
yapılmaktadır.
Müdür Nazım Esen, yeni gelmiş bir öğrenciyi, bir nedenle
tokatlamaya başlar.
Okulun bütün öğretmen ve öğrencileri yoklamadadır.
O sirada İbrahim Kaypakkaya, gayri ihtiyari bulunduğu yerden
seslenir:
"Sen o çocuğu dövemezsin",
Öğrenciler ve öğretmenler, sesin geldiği yöne bakar.
Müdür Nazım Esen,
"Kimsin sen, ismin nedir?"
Bu soru üzerine Kaypakkaya "İsmim İbrahim Kaypakkaya. Beni
dövebilirsin ama onu dövemezsin. Çünkü, o okula yeni gelmiş ve
birçok kuralı bilmeyen bir çocuktur." Der.
Müdür Nazım Esen, yanına çağırdığı İbrahim Kaypakkaya'ya bir
sürü söz söyledikten sonra bir de tokat vurur.
Kaypakkaya Beş yıl boyunca burada eğitim görür.
1964-1965 eğitim-öğretim dönemi sonunda Hasanoğlan Öğretmen
Okulunu başarıyla bitirir Kaypakkaya.
Bu arada Öğretmen Okullarının beşinci sınıf sonunda, beşinci
sınıfın en başarılı öğrencilerini, okul yönetimleri, Milli
Eğitim Bakanlığı Yüksek Öğretim Genel Müdürlüğü'ne bildirir.
Yüksek Öğretim Genel Müdürlüğü, başarı puanlarına göre
başarılı olarak bildirilen bu öğrencileri Ankara, İstanbul ve
İzmir'de bulunan Yüksek Öğretmen Okulları'na paylaştırır.
Basarli olan Ibrahim Kaypakkaya Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'na
gönderilir.
Çapa Yüksek
Öğretmen Okulu
İbrahim Kaypakkaya, 1965-1966 eğitim-öğretim döneminde Çapa
Yüksek Öğretmen Okulu'nun Lise son hazırlık sınıfına öğrenci
olarak gelir.
Dönemin Milli Eğitim Bakanı İlhami Ertem İstanbul'da bazı
okullarda incelemelerde bulunan bu incelemelerinin
duraklarindan biride Çapa Yüksek Öğretmen Okuludur, 4 Mayıs
1967 Perşembe günü, Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nu ziyaret eder.
Bakan İlhami Ertem, ziyareti sırasında öğrencilerle sohbet
toplantısı düzenler.
Arkadaşları adına konuşan İbrahim Kaypakkaya, "Hazırlık
sınıflarında, bazı öğretmenler, ideolojik propaganda yapıp,
broşür dağıtıyor. Oysa, öğretmen okullarında siyaset
yapılmayacak deniyor. Bakanlık tarafından görevli kişi
sağcılık yapmaktadır. Siyaset yapılacaksa biz de yapalım",
der.
Bu onun Çapadaki ileriki devrimci cikisinin nüvelerini
olusturacaktir.Ve kisa bir süre sonrada bu dogrultuda siyasi
pratik calismalar icinde görürüz zaten.
O dönem henüz YÖOÖ Fikir kulübü ye FKF İstanbul sekreterliği
kurulmuş değildir. Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nda öğrenci
cemiyeti ile derneği, Fen Fakültesi'nde fikir kulübü vardır.
FKF İstanbul Sekreterliği'nin Aksaray'daki bürosu, 9 Temmuz
1967 Pazar günü açılır.
TÖS İstanbul Şubesi ile FKF İstanbul Sekreterliği aynı
binadadır. Örgütler arasında dayanışma olduğu gibi zaman zaman
TÖS'ün konferans salonunu FKF istanbul Sekreterliği tarafından
eğitim, açık oturum gibi amaçlar nedeniyle kullanılır.
Sekreterlik, her fakülteden sosyalist gençlerin uğrak yeridir.
İstanbul'da bir çok yüksek okulda fikir kulübü kurulmuş,
bazılarında da kurulma çalışmaları yapılmaktadır. Bu
çalışmalar sırasında Fen Fakültesi`nde öğrenci olanlar ile
ilişki kurularak, okullarında fikir kulübü kurulması konusunda
öneri götürülür.
FKF İstanbul Sekreterliği çevresi ile devrimcilerin
hakimiyetinde olan öğrenci örgütleri tarafından tanınan ve bu
örgütlerle ilişkisi olan İbrahim Kaypakkaya,1967 yılı son
aylarına gelindiğinde, YÖO'nda fikir kulübünün kurulmamasını
bir eksiklik olarak görür ve bir kısım arkadaşıyla birlikte
YÖOÖ Fikir Kulübünü kurma çalışmalarını başlatır.
Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Öğrencileri Fikir Kulübü, 21 Kasım
1967 Salı günü kurulur.
Çapa Yüksek Öğretmen Okulu öğrencileri Fikir Kulübü
kurulduktan sonra yapılan ilk Yönetim Kurulu toplantısında
İbrahim Kaypakkaya başkan, Halit Koçer sekreter, Mehmet Çetin
sayman olur.
Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Öğrencileri Fikir Kulübü, 21 Kasım
1967 Salı günü, "Duyuru" başlığıyla bir kuruluş bildirisi
yayınlar.
Bunun üzerine hem okul idaresi hem de savcılık tarafından
soruşturma Açilir.
Çapa YÖO'nda kurulan Fikir Kulübü'nün kurucu üyeleri bu
nedenle okulun disiplin kurulu tarafından sık sık sorguya
çekilir.
İstanbul`da 6. Agir Ceza Mahkemesi nde 969/31 sayili dosya ile
acilmis olan dava ile Capa YÖOÖ Fikir Kulübü`nün feshi ve
sanik örgenci Ibrahim Kaypakkaya, Halil Kocer, Mehmet Cetin,
Hasan Saglam, Muzaffer Orucoglu, Meliha Uysal, Pakize Yavru,
Mustafa Coban, Sakir Kaymak, Ali Tasyapan`in üc günden bir aya
kadar hapis , 50 liradadan 150 liraya kadar para cezasina
captirilmalari istenir
Okul yöneticileri, 16 Ocak 1968 Salı günü, yaptığı açıklamada,
Fikir Kulübü tarafından kuruluş sırasında yayınlanan
bildirinin siyasi mahiyette olduğunu iddia eder.
İstanbul Toplu Basın Mahkemesinde 968/267 sayılı dosya ile
dava açılır.
İbrahim Kaypakkaya, 23-24 Mart 1968 günleri, Ankara'da yapılan
FKF ikinci kurultayına Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Öğrencileri
Fikir Kulübü'nün kurultay delegesi olarak katılır.
Bu arada Kaypakkayanin da icinde oldugu, Fikir Kulübünün
kurucularının, okul yöneticilerince 1 ay süreyle "yatılılık
haklan" ellerinden alınır.
Okul Disiplin Kurulunun İbrahim Kaypakkaya, Halit Koçer,
Mehmet Çetin, Ali Taşyapan, Meliha Uysal, Mustafa Çoban,
Pakize Yavru, Muzaffer Oruçoğlu, Şakir Kaymak ve Hasan Sağlam
hakkındaki bir ay okuldan uzaklaştırma Karari, okul müdürü
Ayhan Doğan imzası ile, 27 Mart 1968 Çarşamba günü,
öğrencilere tebliğ edilir.
Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nda, 6 Ocak 1969 Pazartesi gecesi,
sağ eğilimli Ahmet Can ve Mehmet Can adındaki kardeşler ile
ibrahim Özdemir adındaki sol eğilimli Öğrenci kavga eder.
Ahmet Can ile Mehmet Can, okul kantini önünde İbrahim Özdemir
adındaki sol eğilimli öğrenciyi dövdükten sonra muştayla
burnundan yaralar.
İbrahim Kaypakkaya, 7 Ocak 1969 Salı günü okula gelir ve
İbrahim Özdemir'i dövenleri yemekhane ile dershanelerde
aramaya başlar.
Kaypakkaya'nın bu davranışına sağcı Öğrenciler karşı koyar ve
soncunda Kaypakkaya arkadaslari tarafindan okuldan dışarı
çıkartırlar.
Olayla ilgili olarak Okul Müdürü Ayhan Doğan, şu açıklamayı
yapar:
"Bir ay önce siyasi beyanatlar verdiğinden ve fiili politika
ile uğraştığından ötürü, okulumuzdan tard edilen eski
öğrencimiz Kaypakkaya'nın okulu basmağa yeltenmesi bu kavganın
başlatanı olmuştur." Solcu öğrenciler ise, olaylara sebep
olduğunu iddia ederek okul Müdürü Ayhan Doğan'ı istifaya davet
eder.
Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nun solcu öğrencileri, okullarında
cereyan eden son olayları ve okul idaresinin öğrenciler
aleyhindeki tutumunu protesto etmek amacıyla, 11 Ocak 1969
Cumartesi günü, saat 14.00'te bir sessiz yürüyüş tertipler ve
Hürriyet Meydan'ından Sultanahmet'e kadar yürür.
Çıkan olaylar nedeniyle toplanan Çapa Yüksek Öğretmen Okulu
Öğretmenler Kurulu, daha önce bir ay yatılılık haklarından
mahrum edilen Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nun 10 öğrencisinin,
"okuldaki boykot, işgal ve olaylara öncülük ettikleri
gerekçesi ile, Milli Eğitim Bakanlığı'nın onayına dayanarak,
27 Ocak 1969 tarihinde aldığı kararla, bu kez, yatılılık
haklarından tamamen mahrum eder.
Uzaklaştırma kararı, 3 Şubat 1969 Pazartesi günü, okuldan
uzaklaştırılan Hasan Sağlam, Meliha Uysal, Mehmet Çetin, Halit
Koçer, Pakize Yavru, Mustafa Çoban, Şakir Kaymak, Muzaffer
Oruçoğlu, Ali Taşyapan ve İbrahim Kaypakkaya'ya tebliğ edilir.
Bu on örgenci,
Danistay`dan iptal ve uygulamalarinn durdurulmasi icin dava
acar. Danistay, 5 Nisan 1969 günü, yeniden yürütmeyi durdurma
karari alir.
Öğrenciler, okullarına geri dönmeye uğraşırken İstanbul
Üniversitesinde bazı fakülteler solcu öğrenciler tarafından
işgal edilir. İstanbul Üniversitesinin Hukuk ve İktisat
fakültelerini işgal etmiş olan solcu öğrenciler, Fen
Fakültesi'ni de işgale katma hazırlığındadır. Bazı sol görüşlü
öğrenciler, boykot tertip etmek amacıyla, 12 Nisan 1969
Cumartesi günü sabahı, Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nda kalan
öğrencilerin de eğitim gördüğü Fen Fakültesinde forum
düzenler. Düzenlenen forumda boykota karşı olan özellikle Çapa
Yüksek Öğretmen Okulu'nda kalan sağcı öğrenciler ile boykot
taraftarı olan solcu öğrenciler arasında kavga çıkar. Boykot
taraftarı öğrenciler, sağcı öğrenciler tarafından fakülteden
atılır.
Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nda kavga çıkarıp yaralamaya
sebebiyet verdikleri iddiasıyla İbrahim Kaypakkaya, Halit
Koçer, Mehmet Çetin, Hasan Sağlam, Ali Taşyapan, Şakir Kaymak,
Mediha Uysal, Pakize Yavru, Muzaffer Oruçoğlu, Mustafa Çoban,
Yusuf İşeri, Salman Kaya, Kamil Temizyürek, Necdet Dizman, Ali
Uzun, Rıza Gül, Mümin Demirel, Safa Tarhan, Yusuf Coşar,
Mevlüt Zengin, Celal Vardar, İbrahim Özdemir, Hamza Işık,
Celal Ünlü, Cafer Şen, Hayrettin Sönmez, Aydoğan Şahin, Hasan
Gül, Necmi Özkapı, Hakkı Karadeniz, Hüseyin öcal, İbrahim
Torun ve Fikri Yılmaz, 18 Nisan 1969 Cuma günü, adliyeye
sevkedilir. Savcılar tarafından ifadeleri alınan öğrencilerden
Hasan Gül, Aydoğan Şahin ve Salman Kaya, Nöbetçi Sulh Ceza
Mahkemesi tarafından tevkif edilir. Bu üç öğrenci, 22 Nisan
1969 Salı günü, avukatları tarafından yapılan itiraz üzerine
serbest bırakılır.
Daha sonraki yillarda Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Kaypakkaya ve
arkadaslari tarafindan Basilir, Müdür Ayhan Doğan Ağır
Yaralanir. Bunun üzerine Polis tarfindan İTÜ Gümüşsüyü Yurdu
basılir ve özellikle Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nda öğrenci
olan herkesi toparlayıp Beşiktaş karakoluna götürürler.
İbrahim Kaypakkaya`nin o sıralar Türk Solu dergisinde yazıları
çıkıyordur. Polis, 'Sen yazarsın ha! Kaldır bakalım sol elini,
mitinglerde sol elinizi kaldırıyorsunuz', der ve İbrahim
Kaypakkaya`nin sol elini kaldırttır. 'Biz, bunu indirtmesini
de biliriz', diyerek jopuyla Kaypakkaya`nin kaldırdığı sol
koluna vurmaya başlar. Bir süre jopla vurur polis ama İbrahim,
kolunu indirmez ve sürekli yukarda tuttar." Daha sonraki dünde
Nezarete alınanlar, 7. Sulh Ceza Mahkemesinde yapılan
duruşmaları sonunda tevkif edilir. Tevkif edilenler arasında
Türk Solu Yazı Kurulu üyesi İbrahim Kaypakkaya'da vardır.
Sağmalcılar Cezaevinde tutuklu kalan İbrahim Kaypakkaya, Şener
Özgür, Ali Kırmızıçiçek, Selman Kaya, Necdet Dizman, Sefer
Özgür ve İbrahim Özdemir, 30 Nisan 1970 Perşembe günü, 6.
Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan ilk duruşmada tahliye edilir.
Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube memurları, "Türk Solu"
gazetesinin Divanyolu, Klodfarer Caddesi no: 6/6'da bulunan
bürosunda, 3 Eylül 1969 Perşembe günü, saat 15.30'da arama
yapar.
Yapılan aramada, 35 adet tabanca mermisi, patlayıcı maddeler,
sopalar, yasak olduğu bildirilen kitaplar ve Mao ile Lenin'in
portreleri bulunur. Bulunan patlayıcı maddeler ve yayınlarla
ilgili olarak 15 kişi emniyet mensupları tarafından gözaltına
alınır. Gözaltına alınanlar, Emniyet Müdürlüğü 1. Şube Müdürü
ligiz Aykutlu tarafından sorgulanır.
Arslan Kılıç, bu konuda şunları anlatmıştır:
"Bizi, Siyasi Polis şefi ligiz Aykutlu sorguladı. Sorgu
sırasında İbrahim Kaypakkaya ile ligiz Aykutlu arasında bir
kapışma oldu. ligiz Aykutlu, hepimizi sıraya dizdi ve,
'Hepinizin anasını Lenin düzsün', dedi. İbrahim de, 'Bizim
anamız Krupskayadır fark etmez dedi. Bunun üzerine Aykutlu,
sinirlendi, 'Seni mahvederim. Batacak olan çürük bir gemiye
binmiş gidiyorsunuz.', diyerek bağırdı. Yanlış hatırlamıyorsam
yine İbrahim, 'Madem bir çürük gemiye binmişiz ve batacağız.
Bu telaşınız nedir?', diye karşılık verdi."
1. Şube'de sorgulananlar, daha sonra, Sıkıyönetim
Komutanlığına götürülür.
Sıkıyönetim Komutanlığına gönderilenler şunlardır:
İbrahim Kaypakkaya (Fen Fakültesi Fizik Bölümü öğrencisi),
Bora Sabri Gözen (Türk Solu Yazı İşleri Müdürü), Arslan Kılıç
(Kimya Fakültesi öğrencisi), Tahir Koçyiğit (Robert College
öğrencisi), Orhan Bursalı (SBF öğrencisi), Cemşid Orhan(işçi),
Baki Özilhan (Özel Gazetecilik öğrencisi), Celal Toprakoğlu
(öğretmen), Hürol Erdurak (Lise öğrencisi), Hasan Sakarya
(Lise mezunu-boşta), Çetin Tağman (İTÜ Mimarlık Fakültesi
öğ¬rencisi), Mehmet Adil Ovalıoğlu (Işık Mimarlık Fakültesi
öğrencisi), Mustafa Adalı (İTÜ öğrencisi), Ahmet Özdemir
(İktisat Fakültesi öğrencisi).
Sıkıyönetim ilgilileri, bu konuda hukuksal yetkili
olmadıklarını söyleyerek, gönderilenleri, İstanbul Adliyesine
yollar. Bora Sabri Gözen ile İbrahim Kaypakkaya tutuklanır,
diğerleri serbest bırakılır. Bir üst mahkemeye yapılan itiraz
sonunda İbrahim Kaypakkaya ile Bora Sabri Gözen de serbest
kalır.
Kaypakkaya`nin babasi Ali Kaypakkaya, kendiside eski bir DP' i
olduğu için, Çorum ve havalisinde olan eski DP` ileri
tanımaktadır. Tanıdığı kişilerden birisi de 27 Mayıs 1960
ihtilalinden önce, Çorum DP İl Başkanlığı yapan Şevki Bey'dir.
Çorum Nakliyat Ambarı sahibi Şevki beyin yanına giden Ali
Kaypakkaya, oğlu İbrahim Kaypakkaya'nın okuluyla ilgili
sorununu anlatır ve bir çözüm yolu bulmasını ister.
Şevki bey, Okul Müdürü Ayhan Doğan'la görüşür. Ayhan Doğan,
"İbrahim, fikrimden vazgeçiyorum. Bundan sonra herhangi bir
siyasi olaya katılmayacağım. Örgütsel çalışmalarım olmayacak,
diye bir yazı yazsın. Eski haklarına kavuşur", der.
Şevki bey, Ayhan Doğan'ın anlattıklarını Ali Kaypakkaya1`ya,
Ali Kaypakkaya da, oğlu İbrahim Kaypakkaya'ya anlatır.
İbrahim, babasına şunları söyler:
"Şimdiye kadar sana hiç karşı gelmedim.
Silahın varsa istersen çek beni vur.
Fakat benim durumumu anlamanı istiyorum. Fikir kulübü
başkanlığı yaptım. Bu fikir kulübünün kurucularından birisiyim.
Bir sürü kişi bana inanarak çevremde yeraldı. Bütün bunları
inkar edip şimdi kalkıp da fikrimden vazgeçiyorum demem,
mümkün değil."
2 Bölüm:
Devrimci faliyeleri
PDA ve TIIKP Dönemi
1966-1967 öğretim dönemi, İbrahim Kaypakkaya'nın
üniversitedeki gençlik içerisinde devrimcileri tanımaya,
onlarla kaynaşmaya başladığı ve öğrenci hareketlerine
katıldığı bir dönem olur. Bu donem, aynı zamanda TİP ve
Türkiye sosyalistleri içinde Milli Demokratik Devrim-Sosyalist
Devrim saflaşmanın başladığı, tartışmalarının hızlandığı bir
dönemdir. Bu tartışma ilk önce TİP, hemen akabinde FKF'de
yaşanır.
İbrahim, başlangıçta TİP'in sosyalist devrim görüşlerini
savunur.
3 Ocak 1967'de ANT, 17 Kasım 1967'de Türk Solu dergileri
çıkmaya başlar.
TİP merkezine yakın bir tavır içinde olan ANT'ta kümelenen
yazarlar, Türkiye'nin sosyalist devrim aşamasında olduğunu
savunan yazılar yazıyorlardı.
Türk Solu dergisi MDD görüşlerini savunmaktadır.
Doğu Perinçek FKF'ye başkan olup FKF yönetimi MDD görüşünü
savunan gençlerin eline geçince, daha önce FKF dışında kalmış
bazı MDD eğilimli fikir kulüpleri FKF'ye üye olur ve MDD
tezleri, FKF gençlik içinde egemen kılınmaya çalışılır. O
döneme kadar T!P çizgisinde olan sosyalist gençliğin önemli
bir bölümü Türk Solu dergisinin savunduğu MDD cephesine kayar.
Bu dönem MDD görüşünü açıklayan broşürler, yayınlar
çoğalmıştır. 1968 Kasım ayında Aydınlık Sosyalist Dergisi
yayınlanmaya başlar. Daha sonra FKF ve TİP içerisindeki
gelişmeler ve İbrahim Kaypakkaya'nin arastirmalari sonucu MDD
tezinden yana tavrini koyar. Ve böylece İbrahim, 1968 yılının
güzünde MDD görüşüne bir ileri sicrama yasamis olur.
ilk sayısı 1 Temmuz 1969'da çıkan İşçi-Köylü kitle gazetesini
çıkartmaya başlar İşçi-Köylü gazetesinin satışına, dağıtımına
MDD'ci herkes katılır.
İbrahim Kaypakkaya da, zaman zaman 40 bin, zaman zaman 50 bin
basılan ve 8 bin kadar abonesi olan İşçi-Köylü gazetesinin
çalışanlarından ve yazarlarından birisidir.
İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu öğrencileri Fikir Kulübü üçüncü
kurultayı 2 Ekim 1969 Perşembe günü açılır. Ölen devrimcilerin
anısına saygı duruşu yapıldıktan sonra başlayan Kurultayda,
ilk olarak, Yüksek Öğretmen Okulundaki devrimci hareketin son
durumu gözden geçirilir.
İbrahim Kaypakkaya, yaptığı konuşmada özetle şunları söyler:
"Öğrenci
hareketleri küçük burjuva hareketlerdir. Bunlarla artık
uğraşmaya gerek yoktur. Öğrenci kitlesinden kopuyorsunuz. Bu
çizgi sizi bir avuç silahlı düellocu haline getirir.
Köylülerin içinde çalışmak gereklidir."
Geçmiş dönem
çalışmalarının eksiklikleri, yanlışları eleştirilerek yeni
dönem çalışmalarının aşağıdaki ilkeler ışığında yürütülmesi
kararlaştırılır:
-Daha örgütlü, daha disiplinli, daha aktif mücadele.
-Daha çok ideolojik eğitim.
-Kitle hareketleriyle daha sıkı, daha sağlam bağlar.
Seçimlerin sonuçu Şudur.
Yönetim kurulu: Safa Yüksel Tarhan, Necmi Özkapı,
Hüseyin Karanlık, Cafer Şen, Hüseyin Akpınar, Muzaffer
Oruçoğlu (Yedek), Bahattin Akdeniz (Yedek).
Denetleme kurulu: Ali Rıza Atamtürk, Celal Özkol (Yedek).
Onur kurulu: Akın Özdemir, Yusuf Kayabaşı, İsmail Gençoğlu (Yedek).
Delegeler: İbrahim Kaypakkaya, Halit Koçer, Aydoğan
Şahin, Necmi Özkapı, Hüseyin Karanlık, Ali Uzun, Cafer Şen.
Bu arada Birleşik bir sosyalist parti kurmak icin PDA
çevresi,uzun bir süreden beridir düsünlen ama ancak 1970 yılı
sonbaharında, "Sosyalist Kurultay" kampanyası açar.
7 Aralık 1969 Pazar günü, İstanbul TÖS salonunda, "İşçi Köylü
Halkçılık Kurultayı" tertiplenir. Hikmet Kıvılcımlı`nin "Somut
Şartların Somut Tahlili", 19 Ocak 1970 Pazartesi günü "Strateji
ve Taktik: Stratejik Örgüt ve Taktik Örgütler, 22 Ocak 1970
Perşembe günü İdeolojik-Politik ve Örgütsel Açıdan Proleterya
Sosyalizmi/Küçük Burjuva Sosyalizmi ve Sapmalar", 26 Ocak 1970
Pazartesi günü "Milli Demokratik Devrim ve Sosyalist Devrimin
Bağlılığı", 29 Ocak 1970 Perşembe günü "Milli Cephe Politikası
ve Önümüzdeki Görevler", konuları hakkında, İşsizlik ve
Pahalılıkla Savaş Derneği (İPSD)'nin Aksaray-Langa'daki
lokalinde, seminer verir. Bu seminerlere katılan İbrahim
Kaypakkaya, Muzaffer Oruçoğlu, Necdet Dizman, Yusuf Kayabaşı,
Cem Somel ve arkadaşları, Hikmet Kıvılcımlı'ya sorular sorar..
Bu arada "Sosyalist Kurultay meselesine karsi İbrahim
Kaypakkaya, Garbis Altınoğlu, Muzaffer Oruçoğlu ve Adil
Ovalıoğlu birlikte Doğu Perinçek'e muhalefet ederler."
Akabinde kücük toplantilar yaparlar. Bu arada Sosyalist
Kurultay basarisizliga ugradigi acik ve nettir.
Birleşik bir sosyalist parti kurulamaz ama zaten kurulmuş olan
bir parti iki yıldan beri faaliyetdedir. Türkiye İhtilalci
İşçi Köylü Partisi (TİİKP)'nin kuruluş tarihi, 21 Mayıs 1969
Çarşamba, günüdür. 1970 Ocak ayında toplanir ve bir Merkez
Komitesi meydana getirilir.
Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP)'nin ilk Merkez
Komitesi şöyledir:
Doğu Perinçek, Vecdi Özgüner, Hasan Yalçın, Ömer Özerturgut,
Gün Zileli, Mehmet Altun ve Oral Çalışlar. Merkez Komitesi
Yedek Üyeler ise Bora Gözen, Ferit İlsever, Halil Berktay ve
İbrahim Kaypakkaya'dır.
İbrahim kaypakkaya, TİİKP'in ilk önce normal üyesi, daha sonra
Parti Merkez Komitesi Yedek Üyesi, olmuştur. İbrahim
Kaypakkaya'ya Parti üyeliğini Doğu Perinçek, önerir. İbrahim
Kaypakkaya'da kabul eder. Kadırga Öğrenci Yurdunda Muzaffer
Oruçoğlu ile karşılaşan İbrahim Kaypakkaya, "Son gelişmeleri
anlatarak mücadeleye profesyonel olarak katılması" için üyelik
önerir. Muzaffer Oruçoğlu, bu öneriyi kabul eder. Muzaffer
Oruçoğlu ile İbrahim Kaypakkaya da, yakın tanıdıklarına üyelik
önerisi yapar. Arslan Kılıç'a partiye girme önerisini Ferit
İlsever, Kabil Kocatürk ve Mehmet Adil Ovalıoğlu'na Muzaffer
Oruçoğlu ile İbrahim Kaypakkaya yapar.
Muzaffer
Oruçoğlu, İbrahim Kaypakkaya ve Mehmet Adil Ovalıoğlu, üç
kişilik bir parti hücresi oluşturur. Toplantılarını, bazan
Çembelitaş'ta bir tatlıcının ikinci katında, bazan da
Ovalıoğlu'nun evinde yapar.
TİİKP Merkez Komitesi'ne bağlı olarak şu komiteler kurulur:
Ankara İl
Komitesi, İstanbul İl Komitesi, Ege Bölge Komitesi, Doğu
Anadolu Bölge komitesi, Yurt Dışı Bürosu.
Bu
komitelere bağlı olarak ihtiyaca göre şu alt kuruluşlar
oluşturulur:
İhtilalci
Köylü Birliği, İhtilalci Gençlik Birliği, Şafak basımı bürosu,
Ordu kesimlerinde çalışmakla görevli komite, çeviri komitesi,
sahte kimlik ve pasaport yapma komitesi.
Bu arada Ayni sekilde Legalde MDD'ci güçler, esas kopuşmayı,
Aydınlık dergisinin Ocak 1970 ayı içerisinde, Aydınlık
Sosyalist Dergi ve Proleter Devrimci Aydınlık olarak iki ayrı
dergi olarak yayınlanmasıyla, somut bir şekilde yaşayarak
görür.
18 Ocak 1970 Pazar günü SBF'de yapılan TDGF GYK toplantısında,
PDA taraftarlarını, TDGF MYK'dan tasfiye etmeleriyle, yeni bir
yapılanmanın açıkça ikinci adımı atılır. TDGF MYK'dan ihraç
edilmelerine ve belirli bir dışlanma yaşamalarına rağmen
PDA'cılar, tartışmalardan ve Dev-Genç örgütleri içerisindeki
yarıştan 1970 kongresine kadar kopmazlar.
Mihri Belli'nin yakın arkadaşı olan Şerif Tekben, Doğu
Perinçek grubunun dergideki gücünü azaltmak için, Emniyetten
aldığı sahiplik belgesine dayanarak, Türk Solu dergisini 1970
Nisan ayında kapatır.
Kaypakkaya bu
siralar Türk Solu dergisinin yazaridir.
Türk Solu.dergisinin yayınına son verilmesi üzerine, Türk Solu
dergisi kurucular ve yazı kurulu çoğunluğu olarak, İbrahim
Kaypakkaya, Mehmet Altun, Fadıl Barkan, İlhan Berktay, Bora
Gözen, Kumru Gözügeçgel, Faruk Haksal, Ezel İnanç, Kemal İşler,
Naci Ormanlar, Sevinç Özgüner, Vecdi Özgüner, Nail Satlıgan,
Halim Spatar ve Sabetay Varol, bu duruma karsi i "Saflarımızdaki
Çelişmeleri Doğru Kavrayalım" başlıklı yazı ile Tavir alirlar.
Bu arada MDD içindeki görüş ayrılıkları, saflar
belirginleşmiştir. İdeolojik tartışmalar zaman zaman
sertleşmelere kadar varır.
TDGF İstanbul Bölge Yürütme Kurulu, her hafta sonu Cumartesi
günleri, İTÜ'de herkese açık forum düzenler. Forumda herkes
görüşlerini dile getirir. Fakat, İbrahim Kaypakkaya,
görüşlerini dile getirirken zaman zaman sertlikle
karşılaşmıştır.
İbrahim'in sol içi sertlikle karşılaştığı ilk olay, 1968
Temmuz ayında, Doğu Perinçek'in başkanlıktan düşürüldüğü Genel
Yönetim Kurulu toplantısında meydana gelir ve Erhan Erel, "Sen
yenisin bu işlere karışma" anlamında İbrahim Kaypakkaya'yı
eliyle iter.
İkinci olay, 1969 yılı sonunda Kadırga Öğrenci Yurdunda
meydana gelir. Kadırga Öğrenci Yurdunda, yurt ile ilgili bir
toplantı yapılır. Herkes, sırayla konuşmaktadır. İbrahim
Kaypakkaya, görüşlerini açıklamak için kürsüye çıkar.
Toplantıda bulunanlar, buna tepki gösterir. Uyarılara rağmen
ısrarlı bir şekilde görüşlerini laf atarak veya kürsüye
gelerek açıklamak istemesi üzerine, Ali Bayram Kara'nın
anlattığına göre, "Kadırga Öğrenci Birliği Başkanı Ali Kılıç,
İbrahim Kaypakkaya'yı" tartaklar.
Üçüncü olay, Sağmalcılar Cezaevinde meydana gelir. İbrahim
Kaypakkaya, Çapa Yüksek Öğretmen Okulunda meydana gelen bir
olay nedeniyle tutuklanarak Sağmalcılar Cezaevine konur. Deniz
Gezmiş de bu sıra aynı cezaevinde tutukludur.
Deniz, Öğrenci hareketleri nedeniyle cezaevine gelen gençlerle
sabahları spor, akşamları ise teorik eğitim yapmaktadır. Deniz
1.91 boyunda, İbo ise ondan daha küçüktür. İbrahim Kaypakkaya
Fikirlerini belirtir. Fıkırlerını belirtigi icin karsi taraf
rahatsizlikla karsilar ve uyari yapar. Uyarılara aldırmaz ve
bir kaç kez aynı şekilde Fikirlerini belirtir. Vural
Yıldırımoğlu, İbo'nun yanına gelerek, "Bak bunlar dev gibi,
bunlarla tartışma. Eşit değilsiniz", der.
Devaminda
Deniz ile İbrahim, "Sosyal emperyalizm konusunda tartışmaya
girer. Deniz, "Sosyalizme soldan ihanet ediyorsunuz", der. İbo,
"Sosyal emperyalizmi sosyalizm olarak gösterenlerdir
sosyalizme asıl ihanet edenler", deyince, Deniz, sinirlenip
İbo'ya bir yumruk atar.
Dördüncü olay, 4 Mayıs 1970 Pazartesi günü, İTÜ Öğrenci
Birliği kongresi düzenlenir. PDA'cıların başkan adayı Mehmut
Altun, Aydınlık Sosyalist Dergi taraftarlarının adayı Gökalp
Eren'dir. Kalabalık bir PDA taraftarı, destek olmak amacıyla,
otobüsle Ankara'dan İstanbul'a gelmiştir. Kongre sırasında
İbrahim Kaypakkaya, kürsüde görüşlerini açıklamaya başladığı
zaman Nahit Tören silahına sarılır. Olay, araya girenler
tarafından yatıştırılır.
Son olay, 23 Eylül 1970 Çarşamba günü, TDGF İstanbul Bölge
Yürütme Kurulunun İTÜ'de düzenlediği toplantıda meydana gelir.
Her zaman Cumartesi günü toplanan forum, bu kez olağanüstü bir
durum nedeniyle Çarşamba günü düzenlenir. Toplantıda çok sert
tartışmalar olur ve Mustafa Zülkadiroğlu, TDGF İstanbul Bölge
Yürütme Kurulu Saymanlığından istifa eder. TDGF İstanbul Bölge
Yürütme Kurulu Başkanı Cihan Alptekin, Necmi Demir, Ömer Erim
Süerkan, Gökalp Eren ve Namık Kemal Boya'nın da katıldığı
toplantıya PDA çevresinin görüşlerini anlatmak amacıyla
İbrahim Kaypakkaya ile Garbis Altınoğlu'da katılır.
Aydınlık Sosyalist Dergi çevresindeki gençler, İbrahim ve
arkadaşlarına, "Okulda, şehirlerde sert geçen mücadele var.
Bunlar, bundan kaçmak için işçi-köylü mücadelesi deyip
mücadele alanlarını terkediyorlar. Bu mücadele kaçkınlarına
güvenilmez", gibi suçlamalar getirir.
Toplantıda kavga çıkar. Esas sorun Aydınlık Sosyalist Dergi
taraftarları arasında iken "kabak" PDA'cıların başında patlar.
Nahit Tören, Taner Kutlay, Zeki Erginbay, Zihni Çetiner,
Mustafa Zülkadiroğlu ve arkadaşları ile İbrahim Kaypakkaya'nın
arkadaşları arasında itişme kakışma olur. Talat Aydemir
olaylarına karıştığı gerekçesiyle Silahlı Kuvvetler'den
atılmış olan Zihni Çetiner, İbrahim Kaypakkaya'nın başına
tabure ile vurur. Kabil Kocatürk, İbo'ya saldıranların üzerine
atlar. Üstü başı kan içinde kalır.
Kucuk-Burjuva ögrenci genclik önderleri tarafindan
Kaypakkayanin Proleter devrimci cizgisi kücümsenir ve red
edilir. Kaypakkaya ile “işçi-köylü mücadelesi deyip mücadele
alanlarını terk ediyorlar” söylemleriyle Karalamarindan
vazgecemezeler. Bundan kaynakli Kisada olsa İbrahim
Kaypakkaya'nın Işçi, köylü mücadelesi deneyimlerin deginmeden
ve irdelemeden gecmenin dogru olmuyacagi kansindayim.
a) Köylü Faliyetleri
9-10 Ekim 1969 günleri SBF'de yapılan FKF-TDGF Kurultayından
sonra; İbrahim kaypakkaya, çalışmalarının ağırlığını işçi ve
köylü mücadelesine verir. Değirmenköy'deki "Esece" çiftliğini
işgal eden bazı köylüler, ağaya karşı kendilerini
desteklemeleri ve yardım etmelerini istemek amacıyla TDGF
İstanbul Bölge Yürütme kuruluna başvurur. Ankara'dan gelen
gençlerle birlikte aralarında TDGF İstanbul Bölge Yürütme
Kurulu Başkanı Cihan Alptekin, İbrahim Kaypakkaya, Namık Kemal
Boya, Muzaffer Oruçoğlu, Yavuz Yıldırımtürk, Mehmet Faruk
Kurtuluş, Nadir Özel, Kabil Kocatürk, Ali Dinçer, Atıf Uğurlu,
Ökkeş Öztemir, Haşmet Atahan, Mehmet Sürücü'nün de bulunduğu
gençler, otobüslerle Değirmenköyü'ne gider.
Öğrenciler, "Kahrolsun ağalar", "Toprak köylünün" diye
slogan atar. Cihan Alptekin ile İbrahim Kaypakkaya, köylülere
yönelik konuşma yapar. İstanbul'dan otobüslerle gelen gençler,
köyde fazla durmaz ve işgal edilen araziye gider. İşgal edilen
araziden dönen öğrencilere, köylüler yiyecek verir.
İbrahim
Kaypakkaya, araziye gidip gelen arkadaşlarını şöyle eleştirir:
"Arkadaşlar,
buraya yaklaşık üçyüz kişi geldik. Çok iyi ama gelir gelmez
yarım saat bile durmadınız hemen araziye gittiniz. Ne işiniz
vardı arazide? Hiç birşey yok. Boş bir tarla. Böyle kitle
çalışması olur mu, böyle köylüye destek olur mu? Aradan
üç-dört saat geçti. Köylüyle neredeyse bir bağlantı kurmadan
otobüse binip gideceksiniz. Bu bir çalışma değil. Oysa her
birimiz bir köylüyle konuşsaydık üçyüz köylüyü
etkileyebilirdik. Herkes, evlere, kahvehaneye dağılıp çalışma
yapsaydı daha iyi olurdu."
İbrahim kaypakkaya, 18 Kasım 1969 tarih ve 105 no.lu Türk Solu
dergisiinde, "Değirmenköylülerin Mücadelesine Omuz Verelim"
başlıklı bir yazı yazar.
4 Şubat 1970 Çarşamba günü Balıkesir Savaştepe'de, 7 Şubat
1970 Cumartesi günü Aksihisar'da, 10 Şubat 1970 Pazar günü
Ödemiş'te tütün üreticileri ile gençler, gösteri yürüyüşü
düzenler. Akhisar'daki mitinge İstanbul'dan, İzmir ve
Ankara'dan PDA ve İşçi-Köylü'nün bütün kadroları katılır.
Bunların arasında Cem Somel, İbrahim Kaypakkaya, Muzaffer
Oruçoğlu da vardır.
İbrahim Kaypakkaya ile Muzaffer Oruçoğlu, 1970 Şubat ayının
son haftasında Tekirdağ'a bağlı Kaşıkçı köyüne giderler.
İbrahim Kaypakkaya, Mehmet Altun ve Adil Ovalıoğlu 1970
yılının son ayında Çorum'a gider. Daha sonra Karaknya köyünde
arkadaşlarıyla buluşan Ali Mercan`da , Corumdaki çalışmalara
katılır. Yaklaşık iki ay kadar Çorum ve civarında yaptıkları
çalışma sonunda derledikleri bilgiler, "Çorum İlinde
Sınıfların Tahlili" başlığı altında Proleter Devrimci
Aydınlık dergisinde yayınlanır.
b) Isci Faliyetleri
İbrahim Kaypakkaya, Muzaffer Oruçoğlunu PDA ve İşçi-Köylü
İstanbul'daki Yazı Kurulunda görmekteyiz. Muzaffer Oruçoğlu
"Koy Komitesi", İbrahim Kaypakkaya "İşçi Komitesi"
sorumlusudur.
Amerikan 6. Filosunun İstanbul'u bir haftalık ziyaretine karşı
olan devrimci işçi ve öğrenci örgütleri, bir hafta boyunca
eylem düzenler. Bir haftalık eylemin son gününde, devrimci
gençlik ve işçi örgütleri, "Emperyalizm ve Sömürüye Karşı
İşçi Yürüyüşü" için, 16 Şubat 1969 Pazar günü, saat 14'de
Beyazıt Meydanında toplanır. İbrahim Kaypakkaya, Muzaffer
Oruçoğlu, Arslan Kılıç, Ali Taşyapan ve Kabil Kocatürk de
arkadaşlarıyla birlikte yürüyüştedir. Yaklaşık kırk bin
kişilik topluluk, Amerikan 6. Filosu aleyhinde tezahürat
yaparak Sirkeci-Dolmabahçe yoluyla Taksime doğru yürümektedir.
Bu sırada, şeriatçılar, yürümeye devam eden devrimci gençleri,
önce taş yağmuruna tutar. "Vur, Allah için vur ... ", "Komünistleri
geberteceğiz" şeklinde hücuma geçen "ŞeriatçiIarla "Devrimci'ler
arasında öldürücü bir kavga başlar. Olaylar sonunda Duran
Erdoğan adlı bir işçi ile Ali Turgut Aytaç adında Akbank'ın
Umum Müdürlük kısmında çalışan bir memur ölür, yaklaşık 150
kişi yaralanır. Yaralananlar arasında Ali Taşyapan da vardır.
Çorum'da özel idareye bağlı Alpagut Linyit İşletmesinde
çalışan işçiler, 13 Haziran 1969 günü, işyerlerini işgal eder.
İşçiler, işgal ettikleri işletmede kendi başlarına istihsal
ettikleri kömürün satışını yapmaya başlar. İbrahim Kaypakkaya
da, bu dönem, Çorum'a İşçi-Köylü gazetesi getirir. lpagut
işçilerinin sorunlarıyla ilgilenen İbrahim Kaypakkaya ve Ali
Mercan, İşçi-Köylü gazetesi aracılığıyla propaganda yapar.
lpagut işçilerinin işgali, 16 Temmuz 1969 Çarşamba günü,
emniyet mensuplarının müdahalesiyle sona erer. 5'i sendika
yöneticisi olmak üzere 13 işçi ve 1 memur işten çıkarılır.
İşçi-Köylü gazetesinin İşçi Bürosu sorumlusu İbrahim
Kaypakkaya, bu dönem, bazı fabrikalara giderek
ajite-propaganda çalışması yapar ve bu çalışmalarını kaleme
alır. Kartal Eğe Sanayiinde çalışan 152 işçi, üç
arkadaşlarının işten atılması üzerine onlarla birlikte ayni
saflarda mücadele eder. Ve bunlarin sorunlarini yalin ve
korkusuca halkin ögrenmesi icin Isci Köylü, Türk Solu dergisi
vb yayin organlarinda halka ulastir.
İbrahim Kaypakkaya, bu dönem Pertriks işçilerinin yaptığı
greve destek olmaktadır.
İşçi-Köylü İstanbul İşçi Bürosu'nun hazırladığı ve PDA
dergisinin 2 Mart 1971 tarih, 32. sayısında yayınlanan, "İstanbul'da
İşçi Sınıfı Hareketi Kuvvet Topluyor Yeni Bir Fırtınaya Doğru"
başlıklı yazıda yaptıkları çalışmalar hakkında şu bilgiler
verilmektedir:
"Amerikan emperyalizmi ve onun uşağı AP iktidarının zulüm ve
baskılarına rağmen işçi sınıfının mücadelesi bütün yurtta her
geçen gün gelişiyor. Son birkaç ay içinde yalnız İstanbul'da,
çok sayıda işgal, grev ve çeşitli direnişler oldu. Hakim
sınıflar, işçi sınıfının gelişen mücadelesini durduramıyor.
Son birkaç ay içinde toplum polisinin sayısı arttırıldı.
İstanbula komando birliği getirildi. İşçiler zindanlara atıldı
en vahşi işkencelere uğratıldı. Üniversite kapılarında gencin
.kurşunlanırken, fabrika duvarları dozerlerle yıkıldı. Daha
çok ücret, daha iyi yaşama şartları için direnen işçiler
öldürüldü.
Bütün bu zulüm ve baskılar, işçileri yıldırmıyor. Onlar
mücadelelerine yiğitçe devam ediyorlar. Çünkü, 15-16 Haziran
şanlı işçi mücadelesi, bütün yurtta olduğu gibi İstanbul'da da
işçi sınıfının mücadelesine ışık tutmaktadır. İşçiler, 15-16
Haziran mücadelesinden aldıkları deneylerle mücadelelerini
daha bilinçli ve daha sağlam yürütüyorlar.
Son aylar içerisinde İstanbul'da Teksif, 8.000 tekstil
işçisini greve soktu. Cihan Komandit işçileri, Pertriks ve
Grundig fabrikalarında grev yaptılar. Otomobil-İş Sendikası,
büyük bir miting düzenledi. İşçiler, 'patronların zulmüne
karşı' mücadele edeceklerini bildirdiler. Bereç işçileri,
patronun ve sarı sendika Petrol-İş'in baskılarını yenerek,
Kimya-İş'e geçti. Lastik-İş'e bağlı Doğan Lastik işçileri
greve gitti. Lastik-İş işçileri, sarı sendika Kaucuk-İş'le ve
Lastik-İş içine kadar sızan sarı sendikacılarla mücadele
etmeye karar verdi. Gerçek bir çelik kale nedir? Bu
kitlelerdir. Gerçekten ve samimiyetle devrimi destekleyen
milyonlarca ve milyonlarca halktır. (Mao Zedung)
Ayni dönemlerde özelde İbrahim Kaypakkaya'nın bazı
sendikacılar ve işçilerle yakın ilişkileri vardır.
c) Ibrahim Kaypakkayada bir
bilinc sicramasi yaratan 15-16 Haziran Olayları
İbrahim Kaypakkaya, yeni sendikalar kanunu tasarısına karşı
İstanbul, İzmit, Gebze bölgelerinde meydana gelen işçi
olaylarının birinci günü olan 15 Haziran 1970 Pazartesi günü,
Ankara'dadır. 15 Haziran Pazartesi günü gecesi Ankara'dan
hareket ederek sabaha karşı İstanbul'a gelen İbrahim
Kaypakkaya, ve diger arkadaslariyla, doğruca TIP Beykoz İlçe
Başkanı olan İTÜ öğrencisi Kayhan Şahin-beyoğlu'nun
Kandilli'de bulunan evine gider. Evde bir süre dinlenen ve
yaşanan gelişmeleri arkadaşlarından öğrenen İbrahim Kaypakkaya,
Oral Çalışlar, Gün Zileli ve bir kaç arkadaşı, Türk Solu'nun
bürosuna gider ve Yazı İşleri müdürü Bora Sabri Gözen'den
olaylar hakkında bilgi aldıktan sonra, hangi bölgelere
gideceklerini aralarında kararlaştırırlar. Ve sonuc olarak
İbrahim Kaypakkaya, Mehmet Altun, Ali Mercan, Ali Taşyapan ve
Arslan Kılıç, 16 Haziranda Topkapı'da başlayan yürüyüş koluna
Divanyolu'ndaki Türk Solu bürosundan katılır.
Millet Caddesi, Aksaray, Laleli yoluyla yürüyerek Çağaloğlu'na
gelen işçiler, Valilik binasının önünde tankların barikatıyla
karşılaşır. Tankları aşan işçilerin önü, Sirkeci'ye doğru
inerken Meserret Kahvehanesinin önünde tanklarla bir daha
barikat kurulurak engellenmeye çalışılır. Barikatı bir kere
daha aşan işçiler, Sirkeci-Eminönü güzergahını izleyerek
Galata Köprüsü'nün önüne gelir. Fakat, Galata Köprüsü
açılmıştır. Eminönü tarafında kalan işçilerin amacı
Gültepe-Levent tarafından gelen işçiler koluyla birleşmektir.
Galata Köprüsü açılmayınca Unkapanı yoluna dönen işçilere,
Tekel işçileri katılır. Fatih, Edirnekapı tarafına yürüyen
işçiler, o güzergahta dağılır. Artık akşam olmuştur.
İki gün boyunca İstanbul sokakları demokratik haklarının bir
parçası olan, örgütlenme ve toplu sözleşme haklarını koruyan
yüzbinlerce emekçinin sesine tanık oldu. Üç koldan yürüyüşe
geçen işçiler, İzmit, Gebze’den Kadıköy’e, Levent’ten
Mecidiyeköy ve Taksim’e, Bakırköy’den Topkapı ve Edirnekapı’ya
kadar ulaştılar. Ve Kadıköy’de açılan ateş sonucu, üç kişi
yaşamını kaybetti. 16 Haziran’da sıkıyönetim ilan edildi ve
DİSK yöneticileri tutuklanarak haklarında dava açıldı. Bir
süre sonra davalar beraatla sonuçlandı. Ve Yasa; “Anayasaya
aykırı olduğu” gerekçesiyle oy birliği ile Anayasa Mahkemesi
tarafından iptal edildi
Olaylar bittikten sora İbrahim Kaypakkaya,ve arkadaşları, yine
İTÜ öğrencisi Kayhan Şahinbeyoğlu'nun Kandilli'de deniz
kenarında olan evinde biraya gelir. Bora Gözen, Kaypakkaya ve
arkadaşlarına, "Boğaziçi Üniversitesi'nde bizim arkadaşların
toplantısı var. Siz de gelin bir durum değerlendirmesi yapalım",
der. Fakat, gece sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. "Can
Yücel'in sahilde bir sandalı var. Onu alıp gidelim", denir.
Ankara'dan gelenlerin bir kısmı gitmez. Boğaziçi
Üniversitesindeki toplantıya katılan İbrahim Kaypakkaya, geri
dönüp toplantıda yaşananları arkadaşlarına anlatır.
Diğer sol hareketlerde olduğu gibi PDA çevresinde de
tartışmalar, farklılıklar özellikle 15-16 Haziran 1970
olaylarından sonra daha da belirginleşir.
İbrahim
KAYPAKKAYA da 15-16 Haziran'ı şöyle değerlendirir:
"İşçi
sınıfımızın kendiliğinden gelme mücadelesi 15-16 Haziran'da
doruğuna ulaştı. İşçiler bütün burjuva ve küçük-burjuva
revizyonist kliklerini tepeleyip geçtiler. 15-16 Haziran Büyük
İşçi Direnişi ve arkasından gelen sıkıyönetim, bazı kadroların
bilincinde önemli bir sıçrama yarattı. Bu arkadaşlar, işçi
hareketinden ve onu izleyen zor mücadele günlerinden önemli
dersler çıkardılar.
İşçi hareketi, birinci olarak, devrimin şiddete dayanacağını,
bunun zorunlu ve kaçınılmaz olduğunu gösterdi. Aybar-Aren
oportünizmine ve bütün pasifist, parlamentarist görüşlere ağır
bir darbe indirdi.
İkinci olarak, işçi hareketi, burjuva devlet teorilerine ağır
bir darbe indirdi. Halkın kurtuluşunu hakim sınıfların
ordusundan beklemenin ne derece ahmakça bir hayal olduğunu
gözler önüne serdi. Çünkü işçi direnişi tanklarla, süngülerle,
sıkıyönetimle bastırılmıştı. Süngülerin gölgesine sığınan
patronlar, sıkıyönetim makamlarıyla birlikte yüzlerce işçiyi
işten atmışlardı. Yüzlerce devrimci işçi ve aydın, sıkıyönetim
mahkemelerinde yargılandı. Bütün bunlar M. Belli'nin, D.
Avcıoğlu'nun ve H. Kıvılcımlı'nın cuntacı hayallerinin ve
anti-Marksist-Leninist devlet ve ordu tahlillerinin
saçmalığını ortaya çıkardı.
Üçüncüsü, 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi, gerçek kahramanın
kitleler olduğunu bir kere daha gösterdi. Ve bir avuç seçkin
aydın grubuna dayanarak devrim yapmayı hayal eden bireyci
küçük-burjuva akımlarına ağır bir darbe indirdi.
Dördüncüsü, 15-16 Haziran direnişinin bastırılması, devrimin
ilk başlarda şehirlerde başarıya ulaşamayacağını, şehirlerde
zaman zaman ortaya çıkacak işçi ayaklanmalarının kırlık
bölgelere çekilmediği taktirde bastırılmaya mahkum olduğunu
gösterdi. PDA kliğinin belirsiz bir gelecekte, şehirlerde
genel ayaklanma ile iktidarı ele geçirme hayallerine ağır bir
darbe indirdi.
Beşincisi, 15-16 Haziran'dan sonra gelen ve üç ay süren
sıkıyönetim, en zor şartlarda dahi mücadeleye devam etmenin
ancak gerçekten devrimci bir örgütlenmeyle, kanun dışı bir
temel atarak ve çalışmaları bu temel üzerine inşa ederek
mümkün olabileceğini gösterdi. Legaliteye bel bağlamanın,
revizyonist örgütlenmenin, şiddetlenen sınıf mücadelesi
şartlarında halkımıza zarar vermekten başka bir işe
yaramayacağını gösterdi.
Altıncısı, 15-16 Haziran direnişi, ülkemizde devrimin objektif
şartlarının ne kadar olgunlaştığının somut bir delili oldu."
(İbrahim KAYPAKKAYA, Seçme
Yazılar, s. 273-275, Ocak Yayınları, İstanbul 1979)
1960'Jı yılların başlangıcında Che Guevera'nın etkilemediği
solcu genç yoktur. Herkes, Che gibi olmaya özenmektedir.
Che'nin öldürülmesi bütün gençleri etkilemiş, silahlı mücadele
anlayışı romantik bir duygudan çıkmış düşünce haline gelmiştir.
Bu nedenle, Çin, Latin Amerika, Hindistan, Vietnam de¬neyimini
kendine amaç edinen MDD'ci gençlerin kafasında silahlı
mücadele anlayışı baştan itibaren vardır. Mao Zedung'un "Seçme
Eserlerinin Türkiye'de yayınlanmasıyla bir kısım PDA'cı
gençlerin kafasında silahlı mücadele netleşir. En büyük etken
ise Çin'deki Büyük Proleter kültür devriminin sarsıntıları,
Hindistan Komünist Partisi'nin halk savaşı pratikleri,
Kaypakkaya'yı etkileyen iki ana kaynaktan biri olarak öne
çıkmıştır. İbo, silahlı mücadele konusunda Çin'i örnek
almıştır.
İbrahim Kaypakkaya ile Muzaffer Oruçoğlu'nun, bu dönem
hareket felsefesi şöyledir:
"Kırlar, esastır. Savaşın kırlardan başlatılması gerekir.
Bir kıvılcım tüm bir bozkırı tutuşturur. Herşey yoktan
varedilmeli ve kendi gücüne dayanmalıdır. Asıl olan halk
savaşı teorisidir. Bu amaçla pratikte adım atılmasını
istiyoruz. Şehirlerdeki kadroların kırlara çekilmesini talep
ediyoruz. Buna engel olan herşey aşılmalı. Gerekirse yayın
organları bile kapatılmalıdır."
Bu arada Sosyalist Kurultay calismalari vardir. Sosyalist
Kurultay meselesine karsi İbrahim Kaypakkaya, Garbis Altınoğlu,
Muzaffer Oruçoğlu ve Adil Ovalıoğlu birlikte Doğu Perinçek'e
muhalefet ederler." Akabinde kücük toplantilar yaparlar. Kisa
bir süre sonra Sosyalist Kurultay basarisizliga ugrarar.
Kaypakkaya ve arkadaslari bu noktada hakli cikmistir.
Daha sonra , Garbis Altınoğlu, Adil Ovalıoğlu PDA çevresi
tarafından, "Birinci tasfiyeciler" olarak adlandirilanlar. "Şafak"
bülteninin yayınlanmasından bir süre sonra PDA hareketinden
ayrılır.
Ayrilanlardan TİİKP'in silahlı mücadeleye inanmadığı ve
pratiğe uygulayamayacağı tezini vurgulayan Mehmet Adil
Ovalıoğlu, aynı görüşte olduğunu bildiği İbrahim Kaypakkaya
ile Muzaffer Oruçoğlu'na, Laleli'de yürürken,
"Ayrı bir parti kurma teklifi", yapar.
İbo ile Muzo, Ovalıoğlu'nun teklifine şu karşılığı verir,
"Programatik bir ayrılığın temellerini koyamıyorsun. Ayrılık
şimdi zamansızdır. Mücadeleye şimdilik TİİKP'de birlikte devam
edelim."
İbrahim Kaypakkaya, Adil Ovalıoğlu, Garbis Altınoğlu, Hasan
Giritli ve bir kısım arkadaşı, Kadıköy Kuyubaşı'nda bir
arkadaşlarının evinde toplanır. Toplantıda, Merkez Yönetimine
karşı görüşler ortaya konulur. Burada Birlik sağlanamaz.
İbrahim, evdeki tartışmada tek başına kalmis ve arkadaslarini
ikna edememistir. Ve ayrilir ordan.
TİİKP, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde, "Parti
çalışmalarını yürütmek" amacıyla, Doğu Anadolu Bölge Komitesi
(DABK)'ni oluşturmuştur. Bu dönem DABK'ı, Oral Çalışlar,
İbrahim Kaypakkaya ve Muzaffer Oruçoğlu, temsil etmektedir.
Dıyarbakır-Urfa-Adıyaman bölgesinden Muzaffer Oruçoğlu,
Malatya-Tunceli bölgesinden İbrahim Kaypakkaya sorumludur.
Ve Faliyetlerine baslar. Ibrahim Kaypakkaya, Mehmet Çetin'in
Gültepe'deki evinde Yüksel Özbek ile Ali Taşyapan'ı
Diyarbakır'a gideceklerini söyler.
İbrahim Kaypakkaya, "Sizler Siverek bölgesine gideceksiniz.
İlk iş olarak Siverek'in sosyal ve ekonomik durumunu tahlil
eden geniş bir rapor hazırlayacaksınız", der ve Muzaffer
Oruçoğlu, Kabil Kocatürk ve Mahmut Cantekin'i Siverek
bölgesine gönderir..
Kisa bir süre sonra Doğu Anadolu Bölge Komitesi Sekreteri Oral
Çalışlar'ın yakalanmasından sonra isler kimside olsa aksar.
İbrahim Kaypakkaya, aksayan işleri yeniden düzenlemek amacıyla
İstanbul'a gelir.Kisa bir süre kalan Kaypakkaya akabinde Görev
bölgesine tekrar geri döner.
1971 Eylül ayı ikinci haftasında ise TİİKP Merkez Komitesi
üyesi Doğu Perinçek, Halil Berktay, Bora Sabrı" Gözen, Hasan
Yalçın ve Ferit llsever, Faysal Karaçalı'nın Anıttepe,
Strazburg Caddesi Ar Sokak 13/1 nolu evinde bir toplantı yapar.
Bu arada Toplantıya Merkez Komitesi yedek üyesi İbrahim
Kaypakkaya katılmamıştır.
Bu sırada Malatya'da olan İbrahim, toplantıya, 29 Ağustos
1971 tarihli, "Yoldaşlar" başlıklı yazısını gönderir.
İbrahim'in katılmadığı, mektup gönderdiği bu toplantıda,
partinin tüzük taslağı okunur. Eleştirisi yapılır. Bazı
yerleri değiştirilir ve ikinci bir taslak haline getirilir
Toplantıda, ayrıca, yeni görev bölüşümü yapılır. Hasan Yalçın
İstanbul'a gidecektir. İstanbul'da olan Bora Sabri Gözen'in,
Doğu Anadolu bölgesine gitmesi kararlaştırılır. Bora Sabri
Gözen alışıncaya kadar Doğu Anadolu Bölge Sekreterliğini
İbrahim Kaypakkaya ve Muzaffer Oruçoğlu yapacaktır.
Bora Gözen en kisa zamanda Doğu Anadolu Bölgesine gider. DABK
başkanı olduktan sonra, TİİKP Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölge
Komitesi (DABK) tarafından üç toplantı yapılır. Birincisi:
8-10 Kasım 1971 günlerinde,İkincisi: 10-11 Aralık 1971
günlerinde,Üçüncüsü: 7-8 Şubat 1972 günlerinde. 8-10 Kasım
1971 ile 10-11 Aralık 1971 günlere yapılan toplantılara Bora
Sabri Gözen, İbrahim Kaypakkaya ve Muzaffer Oruçoğlu katılır.
Bu toplantıların birisi Siverek'te üzüm bağlarında yapılır.
İbrahim Kaypakkaya, 1971 yılı sonunda, Nuri Çolakoğlu'na bir
mektup gönderir. Mektupta, kongre hazırlığından bahsedilir.
TİİKP Merkez Komitesi, kongrenin Aralık 1971'de yapılmasını,
İbrahim Kaypakkaya ise 1-15 Ocak 1972 tarihleri arasında
yapılmasını teklif etmektedir. Yapılmasını istediği kongrenin
tarihine uygun olarak İbrahim Kaypakkaya, 1971 yılı sonlarında,
TİİKP'in militan kadrolarını etrafına toplamak için çalışmalar
yapar. Sırasıyla peş peşe dört yazı kaleme alır. Her yazı,
TİİKP Merkez Komitesi'nin yayınladığı yazıların
eleştirilmesine yönelik yazılardır. İbrahim Kaypakkaya'nın
TİİKP Merkez Komitesi'nin yayınladığı yazılara yönelik ilk
eleştiri yazısı, Aralık 1971 tarihli, "Türkiye'de Milli
Mesele"dir. Bu yazı, TİİKP Merkez Komitesi'nin yayınladığı, "TİİKP
Program Taslağı", "12 Mart'tan Sonra Dünyada ve Türkiye'de
Siyasi Durum" ile "Toprak Devrimi Programı" başlıklı yazıların
eleştirisidir.
7-8 Şubat 1972 günleri, TİİKP Doğu Anadolu Bölge
Komitesi(DABK)'ni oluşturanlardan İbrahim Kaypakkaya ile
Muzaffer Oruçoğlu, Kürecik'te Mehmet Ali Özdoğan'ın evinde bir
araya gelir. Bora Sabri Gözen, hasta olduğu için toplantıya
katılamamıştır. İbrahim Kaypakkaya, kaleme aldığı DABK
kararını, Muzaffer Oruçoğlu ile beraber okuyup, gözden geçirir
ve yayınlanır hale getirir. Karar, daha sonra, Bora Sabri
Gözen'e de verilir. Bora Sabri Gözen'in desteklemediği karar
metnini Ali T'aşyapan, Ali Mercan ve Kabil Kocatürk, destekler.
Karar metni, "bölge düzeyinde örgütlü kadrolara verilip"
okutulması sağlanacaktır.
Bora Sabri Gözen, "Doğu Anadolu Bölge Komitesi (DABK)
Kararları" ile 1972 Şubat ayı ortalarında, Avşar'a gelir.
Halil Berktay'la buluşan Bora Sabri Gözen, "İbrahim Kaypakkaya
ile Muzaffer Oruçoğlu'nun partiyi reddettiklerini" anlatır
Berktaya.
Halil Berktay, Bora Sabri Gözen'in anlattıklarını bir mektupla,
Ankara'da bulunan Doğu Perinçek'e bildirir.
O dönemde, bir kaç kişinin dışında kimsenin bilmediği ve "Şafak
Davası" başladıktan sonra herkesin haberdar olduğu, "Çetin/Lütfi"
takma adlı Halil Berktay'ın Doğu Perinçek'e gönderdiği, 2 Mart
1972 Perşembe tarihli mektup, takma isimlerin yanına parantez
içinde yazılan esas isimlerin dışında aynen şöyledir:
"Yoldaşım,
1- Musa (Muzaffer Oruçoğlu) ve Seyit (İbrahim Kaypakkaya)
bayrak açmışlar. Tayland kararını kadroların önünde uydurma,
revizyonizmi örtbas etmek için uydurulmuş diye aşağılıyor.
Rüstem (Bora Sabri Gözen) aleyhinde dedikodulara girişiyor.
Hareketin merkezi yönetimi için şerefsiz ve revizyonist
tabirini kullanıyor. Daha vahimi şöyle bir ifşaatta yapıyor:
Ö.Ö. (Ömer Özerturgut) Almanya sorumlusudur. H.B. (Halil
Berktay) Ege sorumlusudur. Bunlar ve Rüstem (Bora Sabri Gözen)
revizyonist D.P.'nin (Doğu Perinçek) revizyonist baş
yardakçılarıdır. Bu ifşaat epey yayılıyor. Komiği, şu iddiada
bulunuyor: Almanya'yı da parçalıyacağız. Hasan Yalçın ve Gün
Zileli de bizden. Filistin tüm bizden. Herifi tam bir
megolamanik hezeyan sarmış anlaşılan. Bunlara maalesef Ali
Mercan, Ali Taşyapan da tamamen katılmış durumda. Eşyalara,
teksir, daktilo, iki dürbün, 1.300 TL.ya alınan bir tabancaya
el koyuyorlar. 1.500 liraya alınan bir Brovning 7.65 Rüstem
(Bora Gözen)'de kalıyor. Malatya bölgesindeki üç partili
mahalli kadro tamamen bizden. Bu heriflerin pozlarından nefret
etmiş durumdalar. Kabil nerede belli değil.
2- Rüstem (Bora Sabri Gözen) ile kararlaştırdığı tedbirler: a)
Rüstem, oraya varınca hiç bir şey olmamış gibi merkezinfikir
ve eleştirilerini dinlemek için, kendilerini çağırdığını
söyleyecek, allem kallem edip, bunları Ankara'ya yollamayı
başaracak.
Bu arada Kisada olsa DABK karlarinin önemini belirteyim. Doğu
Anadolu Bölge Komitesi (DABK)'nin on maddelik bu kararı, TİİKP
Merkez Komitesine karşı alman tavrın temelini oluşturur.
Böylece Parti,, kuruluş tarihlerinin, 10 Şubat 1972 Perşembe
günü olduğunu deklere eder...
( DABK karlarini buradan tikliyarak
okuya bilirisiniz )
Bora Sabri Gözen, İbrahim Kaypakaya ile Muzaffer Oruçoğlu'nu
ikna ederek Ankara'ya getirmesi için, Kürecik'e
gönderilir.Kürecik'e giden Bora Sabri Gözen, Muzaffer Oruçoğlu
ile İbrahim Kaypakkaya'ya,"Bazı konuları görüşmek amacıyla
Merkez Komitesi, sizi Ankara'ya çağırıyor", der.
İbrahim Kaypakkaya, Ali Mercan, Ali Taşyapan ve Muzaffer
Oruçoğlu, Ankara'ya çağrılma meselesini kendi aralarında
konuşur, tartışır.İbo, gitmeme, Muzaffer, gitme yanlısıdır.
Ankara'ya gitmesin diye Muzaffer Oruçoğlu ikna edilmeye
çalışılır.Oruçoğlu, "Kopma bana göre çok erkendir. Zamansızdır.
Partinin içinde kalıp mücadele.etmek daha doğrudur. En azından
yapılacak kongreyi kendi açımızdan değerlendirme olanağı var.
Kongreye kadar parti disiplinine uymak zorundayız. Bu nedenle
gitmek gerekir. Kongreye katılalım, ondan sonra ayrılmak
gerekiyorsa ayrılalım", der.İbrahim de, kararlı bir şekilde, "Ayrılığımızı
burada ilan edelim ve gitmeyelim. Kongre düzenlenecek ama
kongrede ne olacağını kestirebiliyoruz. Küçücük bir grubuz ama
fikrimiz doğrudur. Fakat, çoğunluk o taraftadır. Ankara,
İstanbul ve Ege bölgesindeki kadrolar onların tarafını tutuyor.
Bu illegal dönemde herkese ulaşıp düşüncelerimizi açıklamamız
çok zor. Kongreye katılsak bile çoğunluk onlarda olduğu için
belki bize söz hakkı bile vermezler. Bunlar iflah olmaz",
der.Fakat, Muzaffer Oruçoğlu gitmekte ısrarlı olduğu için
İbrahim Kaypakkaya da Ankara'ya gitmek zorunluluğu duyar.
Daha sonra bazı arkadaşlarına anlattığına göre, bu arada
Ankara'da, İrfan Çelik'e, "Partiye zarar veren hizipçi iki
kişi Ankara'ya gelecek.
Parti disiplinine göre
hesap sorulacak. Onları al Söke'ye getir. Eğer gelmezler,
itiraz ederlerse, bağlayıp bir minibüsle getirin ya da
gönderin" denilerek, isim verilmeden İbrahim Kaypakkaya ile
Muzaffer Oruçoğlu'nun tarifleri yapılır.
Muzaffer Oruçoğlu, bu konuda şunları anlatmıştır:
"Bu olayı cezaevinde iken genişçe duydum. İrfan anlattı. TİİKP
Esas Hakkında Mütalaa'da belge vardı, biz o belgeden haberdar
olunca duyduk. Ama, İrfan, İbo'ya anlatmış dışardayken olayı."
Ankara'ya gelen İbrahim Kaypakkaya ile Muzaffer Oruçoğlu, AST
oyuncularından Erkan Yücel'in evine gider.Acil haller ve
olağanüstü randevular için buluşma noktası tiyatrocu Erkan
Yücel'in evidir.Bu dönem, TİİKP Ankara sorumlusu Nuri
Çolakoğlu'dur. Her Pazartesi günü Erkan Yücel ile Nuri
Çolakoğlu buluşur ve gereken bilgiler birbirine
aktarılır.Kafasında ayrılma kararı olan İbrahim Kaypakkaya,
Çapadan tanıdığı kişilerle bağ kurup, bunu anlatma
amacındadır.
Nuri Çolakoğlu ile yaptığı konuşma sırasında, İbrahim,
"Çakır (İrfan Çelik), Ankara'da ise onunla görüşmek
istiyorum", der.
"Çakır'ı nereden tanıyorsun?"
"Yakın arkadaşımdır. Çapa'dan tanıyorum."
İbrahim Kaypakkaya'nın "Çakır-İrfan Çelik"ı tanıdığını öğrenen
Nuri Çoİakoğlu, İrfan Çelik'e, "Aksilik çıktı. Hizipçilerle
birlikte Söke'ye gitmeyeceksiniz", der.
Parti Genel merkeziyle görüşmek amacıyla Ankara'ya gelen
İbrahim ile Muzaffer'e, bu kez, görüşmenin Söke'de olacağı
söylenir. Bu hiç hesapta yoktur. İbo, bundan kuşkuya kapılır.
İbrahim Kaypakkaya ile Muzaffer Oruçoğlu, 26 Mart 1972 Pazar
Günü, Ege'nin Beşparmak Dağlarında İbrahim Kaypakkaya ile
Muzaffer Oruçoğlu, TİİKP Ankara İl sorumlularından aldıkları
para ile, 26 Mart 1972 Pazar günü, ilk önce Nazilli'ye
gider.Nazilli'de İbrahim ile Muzaffer Oruçoğlu'nun karşılayan
Durmuş Uyanık, hep birlikte Avşar köyüne gitmek için yola
koyulur.Güvenliklerini sağlamak amacıyla İbrahim Kaypakkaya
ile Muzaffer Oruçoğlu silahlı bir vaziyette karşılanır ve Doğu
Perinçek'in kaldığı mağaraya götürülür.Muzaffer Oruçoğlu ve
İbrahim Kaypakkaya, Doğu Perinçek ile karşılaştıklarında
tokalaşır, birbirlerine hal hatır sorar. Parti ile konulara
geçilir. Konuşmalar sakin bir havada başlar. Doğu, İbo ile
Muzo'yı, zamansız, halktan kopuk çıkışlarla Parti güçlerinin
tutuklanmasına, dağıtılmasına yol açmakla eleştirir.İbo ile
Muzo da, Doğu'yu, silahlı mücadeleyi ertelemekle eleştirir.
Tartışmanın merkezinde İbrahim Kaypakkaya ile Doğu Perinçek
vardır. Tartışma saatlerce sürer.Sonunda İbo, Parti'nin mevcut
yapısı ve görüşleriyle silahlı mücadeleye önderlik
edemeyeceğini, kongrenin ise hiçbir yenilik getirmeyeceğini
ileri sürerek Parti'den ayrıldığını iİan eder. Ve Netlesilir.
Tartışmalar o gün için de sona erdikten sonra Doğu Perinçek'in
görevlendirdiği iki silahlı köylü, gece, değişik yollardan İbo
ile Muzo'yu Beşparmak Dağlarından geçirir ve Motorsikletle
getirip otobüs durağına bırakır.İbo ile Muzo, iki köylünün
kendilerini bıraktığı yerden, bir otobüse biner ve Ege
bölgesinden Malatya'nın Akçadağ ilçesi Kürecik bucağına gitmek
üzere yola koyulur.
TKP/ML Dönemi
Ege'nin Beşparmak dağlarından doğruca Malatya'nın Akçadağ
ilçesi Kürecik(Kepez) bucağında Mehmet Ali Özdoğan'ın evine
gelen Muzaffer Oruçoğlu ile İbrahim Kaypakkaya, kimlerle neler
yapılacağını konuşur, tartışır. Varolan ilişkileri yürütmek
amacıyla bir "Koordinasyon Komitesi" oluşturulmasına karar
verilir. Bu nedenle çok yakın gördükleri kişilerle görüşme
yapma kararı alınır.Muzaffer Öruçoğlu ile İbrahim Kaypakkaya,
"Daimi Komite" olarak bütün işleri üstlenecektir. Tesbit
edilen isimlere alınan kararlar uygun bir dille açıklanacak,
kabul edenler, "Koordinasyon komitesi"ne alınacaktır.
Koordinasyon Komitesi, birinci kongreyi hazırlayacak, program,
tüzük hazırlanırken "Halk Savaşı" adlı bir yayın organı
çıkartılacak, Tunceli, Malatya ve Diyarbakır'da gerilla savaşı
örgütlenecek, "Daimi Komite" Tunceli'ye yerleşecektir.
Bekiruşağı Çay mahallesi civarında bir kervansaray
yıkıntısında Ali Meral, Ali Mercan, Ali Taşyapan ve Hacı
Özdoğan'a da ayrılma olayını anlatan İbo,
"Mevcut örgüt içinde kalıp görüş mücadelesi yapma olanağı
tükendi. Artık onlarla uyuşulamıyacağı, beraber
çalışılamıyacağı ve ikna olamıyacakları ortaya çıktı. Bunlarla
devrim yapılamaz. Yeni bir Örgütlenmeye gitmek zorunlu", der.
İbo, daha önce konuştuklarını burada da aynen tekrarladıktan
sonra, "İkinizi Koordinasyon Komitesi"ne alıyorum der.
Ali Mercan ile Ali Taşyapan, "olur" anlamında baş sallar.
Atılan bu adımdan sonra İbo, Arslan Kılıç'la görüşmek amacıyla
İstanbul'a, gider.
Alİ Mercan ise, Şafak kadrolarına ayrılık nedenlerini anlatmak
amacıyla Filistin'e, Muzaffer Öruçoğlu da Tunceli'ye gider.
İbrahim Kaypakkaya, "partiden ayrıldığını", Muzaffer
Oruçoğlu, "partide kaldığını", açıklamıştır.
Parti Merkez Komitesi, bu konuda şu değerlendirmeyi yapar:
"Bölge Komitesinden birisi Partiden ayrıldı, birisi Partide
kaldı. Biz, şimdi ikisini beraber gönderdik. Acaba bu doğru mu
oldu?" Bu nedenle daha önceden bölgeye gönderilme kararı
alınmış olan Daşar Karadağ'ın neler olup bittiğini öğrenmek
amacıyla bölgeye gönderilmesine karar verilir.
Muzaffer Oruçoğlu Tunceli'ye geldikten hemen sonra, TİİKP
merkezinden Daşar Karadağ da bölgeye gönderilir. Daşar
karadağ, daha sonra Muzaffer Oruçoğlu ile dağ mahallesinde
Şafak kadrolarının kaldığı evler civarında gece buluşur.
Ve 1972 Nisan ayının ilk haftasında, Tunceli'nin Dağ
mahallesi'nde lise öğrencisi Baki İşçi'nin evinde Tunceli'nin
Önde gelen Şafak kadroları toplanır.Daşar Karadağ, Muzaffer
Oruçoğlu, Kabil Kocatürk, Kemal Bozdağ, Hasan İlter, Hayrettin
İpek, Baki İşçi, İsmail Erdoğan, Halil İbrahim Akyol, Hüseyin
Bozkurt, Ali Yıldız ve Ali Haydar Yıldız'in da bulunduğu
yaklaşık onsekiz kişinin katıldığı bir toplantı düzenlenir.
Toplantıda, "TİİKP içerisindeki görüş ayrılıkları",
ortaya konulur.
Daşar Karadağ, daha sonra, "Partinin imkanlarını kullanan
İbrahim Kaypakkaya'nın hizipçilik yaptığını", söyler ve
"maceracılıkla" suçlar. Beşparmak dağlarındaki toplantıda
"Partiden ayrılmayacağını" söyleyen Muzaffer Oruçoğlu'nun,
Parti merkezini, "devrime yan çizmek ve pasifizmle",
suçladığını gören Daşar Karadağ şaşırir.
İbo, Nisan 1972'in son haftasında, İstanbul'a gider.
Koordinasyon Komitesi için tesbit edilen isimler arasında
Çapa'lı Arslan Kılıç da vardır. İbo, Çapa'dan tanıdığı Murat
Aydın aracılığıyla TİİKP İhtilalci Gençlik Birliği sorumlusu
Arslan Kılıç ile bağ kurar. TİİKP içerisindeki tartışmalardan
Arslan Kılıç'ın haberi yoktur. İbo ile Arslan Kılıç, üç-dört
gün birlikte olur, ayrılığa neden olan konuları konuşur,
tartışır. İbo'nun getirdiği yazılar hakkında ikna olan Arslan
Kılıç'ın, sadece, "Kemalizm" değerlendirmesi konusunda
itirazı olur. Aslan Kilicin bu bakis acisi daha sonra onu
tekrar Perincekicilerin saflarina Savuracaktir.
Yazdığı yazıları Arslan Kılıç'a veren İbrahim, "Bu yazıları
tartışmalarımız, konuşmalarımız çerçevesinde oku ve bir karar
ver. Yeniden İstanbul'a gelene kadar mevcut ilişkilerini
sürdür ama sana bağlı diğer arkadaşlarla görüşmem için onları
bu tartışmalar çerçevesinde hazırla.", der.
Bir süre daha İstanbul'da kalan İbo, daha sonra, Kürecik'e
gider.
Ali Mercan bu arada 1972'nin Mayıs ayında, İbrahim
Kaypakkaya'nın,"DABK Kararları", "Başkan Mao'nun Kızıl Siyasi
İktidar Öğretisini Doğru Kavrayalım" başlıklı yazısı ve
kamptaki kadroların hepsine hitaben yazılmış bir mektupla,
Filistindeki kampa gelir. Ayrılığın anlatıldığı bu mektupta,-
"Koordinasyon Komitesi'nin kurulduğu" bildirilmekte ve "Bu
konuda fikriniz nedir/bizimle birleşmenizi istiyoruz",
denilmektedir. Ali Mercan, Almanya'dan ve Türkiye'den bu
kamplara gelmiş kadrolara, Partideki ayrılığı net bir şekilde
ortaya koymaz ama, genel siyasi ortamı anlattıktan sonra,
"Türkiye'ye gitmemiz ve silahlı mücadeleyi başlatmamız
gerekir. Savaşmak isteyenler, gelsin", diye durumu ortaya
koyar. Kamplardaki tartışmada ayrılık esas olarak, "Türkiye'ye
gelmek isteyenlerle, istemeyenler arasında", geçer. Çünkü,
kampta bulunanların hemen hepsi, TİİKP Merkez Komitesine
muhaliftir. Çalışmalara katılmak amacıyla ilk partide şu
kişiler Türkiye'ye gönderilir: Mümtaz Çeltik, Davut, İbrahim,
Abdullah isimlerindeki gençler, Mehmet Duran Şeker ve Deniz
astsubayı iken orduyu terkettikten sonra İstanbul'dan
Almanya'ya gitmiş Kazım adında Sivaslı bir genç. Ali Mercan,
bu gençlere Türkiye'ye gittiklerinde İbrahim Kaypakkaya'yı
nasıl ve nerede bulabilecekleri yönünde bilgiler verir.
Türkiye'ye gönderilen gruptan sonra kampla, Cengiz Çandar,
Müfit Özdeş, Ümit Ağca, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
öğrencisi Kerim Öztürk, Kınkhanlı Ali isimli bir genç,
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrencisi Yücel Özbek,
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrencisi Ahmet
Özdemir, Mehmet (Almanyalı Kadir), GEE öğrencisi Ali Mercan ve
Cem Somel kalmıştır. Grubun arasında; İbrahim Kaypakkaya'nın
başlattığı hareket ile münasebet ve Türkiye'ye dönme konusunda
ihtilaf çıkar. Mehmet (Almanyalı Kadir), Ali Mercan ve Cem
Somel, kendilerini İbrahim Kaypakkaya'nın başlattığı hareketin
bir parçası olarak görmektedir. Bu grup, hareketin
ihtiyaçlarına göre davranmaları gerektiğini, askeri eğitim
görecek arkadaşlar dışındakilerin vakit geçirmeden Türkiye'ye
dönmeleri savunmaktadır.
Tartismalar sonucunda Cem Somel, Ali Mercan ve
Mehmet(Almanya!ı Kadir), diğer kadroların Türkiye'de mücadele
etme isteğinden şüphelenir ve üç kişi olarak Türkiye'ye
gitmeye karar verirler.
Türkiye`ye dönen Ali Mercan Malatyada Kaypakkaya ile bulusur.
Kaypakkaya'ya Lübnan'daki kamplarda yaşanan durum anlatılır.
Ve İki grup halinde Kürecik'e gitmeye karar verilir. Mehmet
(Almanyalı Kadir) ile Ali Mercan, ilk önce gider. Ertesi gün,
İbo ile Cem Somel, Kürecik'e geçer. Ibo, Cem Somel, Ali
Mercan, Mehmet (Almanyalı Kadir) ve Ali Taşyapan, Kürecik
(Kepez)'in hemen dışında değirmenci Haydar'ın mekanında bir
kaç gün süren toplantı yapar. Haydar, dışarıya gözcü olarak
bırakılır. Toplantıda, İbrahim Kaypakkaya'nın defterlere
yazılı, yazı müsveddeleri okunur ve tartışılır. Toplantı
sonunda, İbo, Geçici Koordinasyon Komitesi'ne katılma
önerisini Mehmet (Almanyalı Kadir) ile Cem Somel'e de yapar.
Mehmet (Almanyalı Kadir), bu öneriyi kabul eder. Cem Somel,
kendini yeterli görmediğini ileri sürerek öneriyi reddeder.
Geçici Koordinasyon Komitesi için İrfan Çelik ile Hikmet
Şenses üzerinde de durulur, fakat sonra vazgeçilir.
Ali Mercan ile Mehmet (Almanyalı Kadir), Maraş tarafına, Cem
Somel ile Ali Taşyapan, Kürecik bölgesinde kalır, İbo da
Tunceli'ye gider. İbo Ağustos 1972'de Tunceli'ye gelir. Zaman
zaman Tunceli'ye uğrayan Ali Haydar Yıldız, İbrahim Kaypakkaya
ile birlikte Düzgün Dağı'na gider. Kadroların da katılmasıyla
yaklaşık on kişi Düzgün Dağında bir toplantı yapar. İbrahim
yoldaş, bu arada, ihbarcı muhtarın öldürülmesi olayını, Muhtar
Mustafa Mordeniz'in nasıl cezalandığırıldığı anlatır."
Toplantıya katılan kadroların büyük çoğunluğu, muhtarın
cezalandırılmasının tam zamanında yapıldığı ve doğru olduğunu
belirtir. Daha sonra, Tunceli'de imkanlar, toparlanma ve
harekete geçme konusu tartışılır.
İbrahim Kaypakkaya, 'Şafak'tan ayrılma hareketini'
detaylı olarak arkadaşlara anlatir. Beraberinde getirdiği
Şubat Kararı'nı ve diğer yazıları müştereken okurlar, Bunun
üzerine toplantiya katilanlar kendisini destekleyeceğini
bildirir. Daha sonra Ibo bu konuda açıklamalar yapar. Parti
kurmak için üç kişilik bir koordinasyon komitesinin tesbit
edildiğini ve bu komitenin partiyi kurmak için bazı ön
çalışmalara giriştiğini, söyler. Bu parti komitesi, önümüzdeki
iki yıla kadar tüzüğün ve programın hazırlanmasını, sağlam
unsurları tesbit ederek kongreye gitmek suretiyle merkez
komitesinin ve parti yayın organının gerçekleşmesini
sağlayacaktır der.
Partinin askeri kanadı TİKKO ve gençlik kanadı TMLGB'nin
ise şimdilik isim olarak mevcut olduğunu, kadrolar çoğaldığı
takdirde bunların da kurulacağını söyler.
Ertesi gün, Muzafer Orucoglu Tunceli parti sorumlusu, Ali
Haydar Yıldız'ı ise askeri sorumlu olarak Tayin edlir. İbo,
arkadaşlarından ayrıldıktan sonra Siverek'e gider. Siverek'te
bulunan kadrolarla görüşür. Seyithan Dokay'a, bir adres tarif
ettikten sonra DABK kararlarını vererek İstanbul'a götürmesini
isteyen İbo, Siverek'ten ayrılır ve İstanbul'a gider. Seyithan
Dokay, DABK kararlarını aldıktan sonra tek başına İstanbul'a
gelir. Gürün Han'ın üçüncü katında çaycılık yapan Erzincanlı
bir genci bulur ve belgeyi ona verir. Bu arada Hikmet Şenses
gelir. Hikmet Şenses ile Seyithan Dokay, Ümraniye'de bir eve
gider. Cem Somel ile İbrahim Kaypakkaya evdedir. Bir gün evde
kalan Seyithan Dokay, ertesi gün Siverek'e geri döner.
Ibrahim Kaypakkaya, İstanbul'a Ağustos 1972'nin son günlerinde
de gelir. Herkesle tek tek
görüşür. Sonra da Arslan Kılıç'ın evine gider. İbo, Arslan
Kılıç'a, "Hikmet Şenses (Sarı), Ahmet Kaplan, Mehmet Kaplan,
Cafer Şen, Meral Yakar, Murat Aydın, işçi Muhsin Canik ve
diğer arkadaşlarla görüştüm, onları ikna etim. Bu arkadaşlar,
TÎİKP'den ayrılırken bir adet teksir makinesini, bir daktilo
makinesi, 36 fünye, bir miktar fitil, 7.65 çapın¬da iki adet
tabanca, iki adet el bombası bir kaç parça dinamit lokumu gibi
bazı malzemeleri de birlikte getirdiler" der.
Bu dönem, TİKKO'ya katılanlar arasında İstanbul Üniversitesi
Fen Fakültesi Kimya bölümü öğrencisi Eser Kuran, İstanbul
Üniversitesi Jeoloji talebesi Adnan Köle ile İTÜ öğrencisi
Yalçın Büyükdağlı da vardır.
Ibrahim, Arslan Kılıç'a gelişmeleri anlattıktan sonra
kendilerine katılıp katılmayacağı konusunda karar verip
vermediğini sorar. Arslan Kılıç, üyeliği kabul eder ve
Koordinasyon Komitesi, altı kişiye yükselir.
Özellikle Arslan Kılıç, Cem Somel ve Hikmet Şenses'in
yü¬rüttüğü çalışmalar sonunda TİİKP'in gençlik kolu olan
İhtilalci Gençlik Birliği saflarındaki hemen bütün üyeler
Ahmet Muharrem Çiçek ile Yalçın Bûyükdağlı'nın çabalarıyla
TİKKO'ya katılır.
İbo, kaldığı evlerde arkadaşlarıyla yazılarındaki tesbitler
hakkında konuşur, onların neler düşündüklerini öğrenmek ister.
Hikmet Şenses, İbo'nun "kapitalizm" hakkındaki tesbiti
hakkında şunları söyler, "Sovyetler Birliği'nde 90 milyon
nü¬fus, 1,5 milyon sanayi proleteryası var deniliyor. Biz de
zaten sendikalar 1,5 milyon işçi var diyor. Ve nüfusumuz 30
milyon. O zaman, işçi sınıfı neden temel olmasın?"
Daha önce hazırladığı bazı yazılarını yeniden gözden geçirir.
İbrahim'in elle yazdığı yazılarını Meral Yakar, daktilo eder.
Cem Somel, daktilo hatalarını düzeltir, yazının eksik
sayfalarını tamamlar.
Cem Somel, İstanbul'daki çalışmalara vakıf olduktan sonra
İbrahim Kaypakkaya'ya, "Koordinasyon Komitesi'ne girebilirim",
der. "Buna ben tek başıma karar vernemem. Koordinasyon
Komitesi'nin diğer üyeleriyle görüştükten sonra karar
verebiliriz", diye karşılık verir.
İbrahim Kaypakkaya, Arslan Kılıç ve Cem Somel, hareketin yeni
bölgelere yayılması için bazı çalışmalar yapmıştır. Arslan
Kılıç'ın bir kısım arkadaşıyla Ege bölgesine gidip, orada
köylülerle faaliyete girmesi, Cem Somel'in bütün Trakya
İstanbul, İzmit, Adapazarı, Zonguldak bölgesinde faaliyet
yürütmesi, İbrahim kaypakkaya ile Muzaffer Oruçoğlu'nun "Merkez
Bölge" diye tanımladıkları Tunceli bölgesinde görev yapması
hakkında düşünceler dile getirilir. Bu konuları, diğer
Koordinasyon Komitesindeki arkadaşlarıyla görüşüp, bir karara
bağlamak amacıyla İbrahim Kaypakkaya, Kasım 1972 'de doğu
bölgesine gider.
İbo, bölgeye geldikten sonra, Ali Mercan ve Ali Taşyapan ile
Kürecik'e bağlı Harunuşağı köyünde bir evde toplantı yapar.
Malatya Bölge Komitesi'nin son toplantısıdır bu. Toplantıda,
Akçadağ ve Elbistan'daki durum değerlendirilir. Neler
yapılabileceği, neler yapılması gerektiği hakkında görüşler
dile getirilir. En sonunda İbo, bundan sonra Tunceli bölgesine
yerleşip, orada düzenli bir örgütsel faaliyetin içine
gireceğini ve böylece seyyar yaşamını yerleşik hale
getireceğini söyler. Bu kısa değerlendirme toplantısından
sonra, Koordinasyon Komitesi üyesi Mehmet (Almanyalı Kadir)'le
de görüşme yapmak amacıyla Elbistan yöresine gidilmesi
kararlaştırılır.
Büyük zorluklardan sonra Elbistan'ın Atmalı-Kaşan köyüne varan
Ali Mercan, Ali Taşyapan ve İbrahim Kaypakkaya, Mehmet (Almanyalı
Kadir) bir toplantı yapar. İbo ile Ali Taşyapan, toplantıdan
sonra zaman kaybetmeden Kürecik bölgesine gitmek için hareket
ederler. Yolculuk esnasında, Münir Dışkaya'nın evine uğranır,
gece Zülal Polat'ın evinde kalındıktan sonra Kürecik'e
gelinir.İbo burada Ali Taşyapan'la vedalaşarak ayrılır. Bu iki
arkadaşın son görüşmeleridir.
Ali Taşyapan, 12 Şubat 1973 Pazartesi günü, Kayseri, Tavukçu
mahallesi Gündoğdu Sokak No: 43'deki evde İbrahim Gülgeç'le
beraber yakalanır. Ali Taşyapan`in üzerinde Hamza İnce adına
düzenlenmiş sahte kimlik ile bir tabanca ve mermi vardir.
Bazı konuları, Muzaffer Oruçoğlu, Ali Taşyapan, Ali Mercan ve
Mehmet (Almanyalı Kadir)'!e görüştükten sonra İbrahim
Kaypakkaya, 1972 yılının Kasım sonu Aralık ayı başında
İstanbul'a geri döner . İbrahim Kaypakkaya burada örgütün
İstanbul sorumluları ile bir toplantı yapar. Cem Somel ve
Arslan Kılıç'ın da katıldığı bu toplantıda, özetle şu
görüşmeler yapılır: İbrahim Kaypakkaya, "Diğer Koordinasyon
Komitesi üyeleri de, senin üyeliğini kabul ettiler", diyerek,
kararı Cem Somel' e bildirir.
Böylece,
Koordinasyon Komitesi yedi kişiye yükselir.
Koordinasyon Komitesi, elde edilen bilgi ve belgelere göre
şöyledir:
İbrahim Kaypakkaya (Hamza)
Muzaffer Oruçoğlu (Hıdır),
Ali Taşyapan (Cemal),
Cem Somel (Abbas),
Ali Mercan (Hasan),
Aslan Kılıç (Seyit)
ve Mehmet (Almanyalı Kadir), isimli şahıs.
Bu arada "Daimi Komite" adı altında ilk "Kurucu
Komite" İbrahim Kaypakkaya ve Muzaffer Oruçoğlu tarafından
meydana getirilmiş, kongreye kadar "Merkez Komitesi" görevi
üstlenen yedi kişilik bir "Koordinasyon Komitesi"
oluşturulmuştur. Koordinasyon Komitesi'ni oluşturanlar, hiç
bir zaman bir araya gelmemiştir. Koordinasyon Komitesi'nin
arasındaki diyalogu İbrahim Kaypakkaya, bölgeleri dolaşarak
sağlar. Bu nedenle, İbrahim Kaypakkaya'yı sürekli olarak
değişik yerlerde görmekteyiz.
Parti Isimi TKP(ML) olarak tekrar karara baglanir. İbrahim'e
göre, hareketin gövdesini parti teşkil eder ve TİKKO'da bunun
yan bir teşkilatıdır. Toplantıda alınan kararlara göre,
Koordinasyon Komitesi'nin yan kuruluşları olan "Türkiye
İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO)" ile "Türkiye
Marksist-Leninist Gençlik Birliği (TMLGB)'nin"değişik
bölgelerde yaygınlaşması için daha yoğun çalışmalar
yapılacaktır.
TMLGB hakkında İbo ile Cem Somel arasında tartışma olur.İbo,
TMLGB'nin siyasi bakımdan ileri olan ve ilerde partiye
girebilecek genç işçilerin, talebelerin, genç esnaf ve
sanaatkarların genel bir teşkilatı olması gerektiğini
savunmaktadır. Cem Somel ise, genç işçilerin, genç esnafın (çırakların,
kalfaların, muavinlerin vs.) ve talebelerin ortak bir
faaliyette bulunamıyacaklarını, hele genç işçilerin fabrika
içinde teşkilatlanmasının dışında aynen teşkilatlanmaması
gerektiğini savunur. Cem Somel'e göre, TMLGB, sadece devrimci
talebelerin arasında bir teşkilat olmalıdır. Ahmet Muharrem
Çiçek de Cem Somel'in fikrini benimser. Arslan Kılıç, bu
konuda fikir beyan etmez. Koordinasyon Komitesinin diğer
üyeleriyle de görüşülerek bu konuda bir karara varılacaktır.
Fakat, bu gerçekleşmez. Mehmet Zeki Şerit, TMLGB'nin ilk
İstanbul Komitesi Başkanı seçilir. Muzaffer Oruçoğlu,
istanbul'a geldikten sonra Mehmet Zeki Şerit, başka bir alanda
görevlendirilir. Kutsiye Bozoklar, Ferya Sarıoğulları ve
Ali Şenci'den müteşekkil yeni bir İstanbul Gençlik Komitesi
oluşturulur. Ahmet Muharrem Çiçek'e de, TİKKO İstanbul
Bölge Komitesi adına bunları denetleme görevi verilir.
İbrahim Kaypakkaya, Lenin'in "Örgütsel Görevlerimiz Üzerine
Bir Yoldaşa Mektup" başlıklı yazısında çizdiği teşkilat
şemasını ilk önce İstanbul'da uygulamak isteğindedir. Bu
şemaya göre, bir Şehir Komitesi olacak ve buna bağlı fabrika (Parti)
komiteleri olacak. Şehir Komitesi'nin emrinde tektek veya grup
olarak çalışan propagandacılar ve teşkilatçılar olacak. Şehir
Komitesi, ayrıca, ihtiyaca göre (partili veya partisiz)
hücreler kuracakve bunlar teknik işlerde (bildiri basma,
dağıtımı, malzeme nakliyatı vs.) uğraşak. İbrahim Kaypakkaya,
Lenin'in şemasına profesyonel gerilla hücreleri ekler. Bir de
fabrika kızıl muhafızları olacaktır. Bunlar, Fabrika
Komitesinin genç işçilerini silahlandırarak
teşkilatlandırmasıyla kurulacak ve grevlerde, yürüyüşlerde
vazife göreceklerdir. Bu nedenle Yalçın Büyükdağlı, Ahmet
Muharrem Çiçek ve Cem Somel'den oluşan bir komite oluştulur.
Bu komitede Ahmet Muharrem Çiçek, gerilla hareketlerine
kumanda edecektir. Kadrolar kalabalıklaştıktan sonra ilerde,
Ahmet Muharrem Çiçek'in başkanlığında bir "Askeri Komite"
kurulacaktır. İbrahim Kaypakkaya, Türkiye çapında çalışma
alanını sekiz bölge olarak tasarlar. Her bölgenin başında bir
Bölge Komitesi olacaktır. Ali Taşyapan, Ali Mercan ve Mehmet (Almanyalı
Kadir), Doğu Anadolu; Arslan Kılıç, Ege; Cem Somel, İstanbul
bölge komitesinde görev alacaktır. Parti içi eğitimi ve görüş
alış-verişini sağlayacak "İşçi-Köylü Kurtuluşu" veya
"Halk Savaşı" adlı bir yayın organı teksir makinesiyle
Tunceli'de çıkartılacaktır.
TİİKP'deki ayrılıktan sonra İbrahim Kaypakkaya'ya en büyük
destek Dersim bölgesindeki kadrolardan gelmiştir. Dersim'deki
çalışmalar Muzaffer Oruçoğlu ve Ali Haydar Yıldız'dan oluşan
komite aracılığıyla yürütülmektedir. Bu komiteye bağlı olarak,
Süleyman Yeşil, Ali Yeşil, Ali Yıldız, Ali Haydar Yıldız, Baki
İşçi, Ali İşçi, Mümtaz Çeltik, Halil İbrahim Akyol, Ziya Aydın;
Hüseyin Tekin, Hüseyin Açıkgöz, Abdullah Akyüz, Abdullah Çimen,
Metin Gök, Hüseyin Şoroğlu, İsmail Erdoğan, Kemal Bozdağ,
Metin Gök, Musa Doğan, Musa Söğüt, Hasan Gülmez, Hasan İlter,
Hayrettin İpek, Kenan Kasar gibi kişiler vardır.
Ilk zamanlar TİİKF imzalı ilanlar basarlar. Daha sonra
Haydar'ın (Mümtaz Çeltik) teklifiyle (F)'nin yerine (O)
koyarlar. Dört kişilik bir toplantıydı. İbo, muzo, Ali Haydar
Yıldız ve Mümtaz Çeltik. Düzgün Dağı 'Cayan Mağarası'nın
önünde, Haziran 1972'de TİKKO ortaya çıkar. Yukarda`da
Gördügümüz gibi 1972 yılının Kasım sonu Aralık ayı başında
yapilan toplantida netlesir karara baglanir. Ordu Marşını
da Muzaffer Oruçoğlu yazıp besteler.
Bu arada Dersimde Eylemlikler baslar "Gavur İsmail" olarak
anılan İsmail Erdoğan ile Hayrettin İpek, Deniz Gezmiş, Yusuf
Arslan ve Hüseyin İnan'ın idamlarını protesto etmek amacıyla,
7 Mayıs 1972 Pazar günü gece yarısı, Tunceli İl Jandarma
Birlik Komutanı Üsteğmen Fehmi Altınbilek'in lojmanına dinamit
atar. Ve etrafa "TİKKF" ibareli beyannameler atılır. Tunceli
Lisesi öğrencileri, idamları protesto için beş gün derslere
girmez. Bu eylem, bazı belgelerde, " TKP/ML`nin ilk
eylemi olarak" değerlendirilir. Eylemler konusunda
bölgeler tam bir insiyatife sahiptir.
Koordinasyon Komitesi, temel kararları almaktadır. Ama akbinde
Bu eylem nedeniyle Muzaffer Oruçoğlu ile Ali Haydar Yıldız,
Haydaran bölgesine gitmek zorunda kalır. Çünkü, birlik
komutanın evine atılan bomba nedeniyle Dersim'de büyük çapta
operasyon başlatılmıştır. Jandarmanın yaptığı operasyonlara
karşı tepkilerini dile getirmek amacıyla Tunceli Bölge
sorumluları, bir eylem planlar. Tokyo lastiğinden, "Kahrolson
faşizm, yaşasın ihtilal - TİKKF" yazılı bir mühür yapar. Tokyo
lastiğinden yapılan mühürle, sloganlar küçük kağıt etiketlere
basılır.16 Mayıs 1972 Salı günü gece yarısı, bir kısmını
Dersim sokaklarına Pulama diye atilir, bir kısmını da
duvarlara yapıştirilir.
Ağustos ayında gözaltına alınan Süleyman Yeşil de, eylül
ayında serbest bırakılır. O sirada Dersim'de TKP/ML`nin
düzenledigi eylemler şunlardır: Muzaffer Oruçoğlu ile Ali
Haydar Yıldız, inşaat halinde olan Keban barajı inşaatlarında
çalışan işçilerin kaldığı yerlerde siyasi çalışma yapar, bazı
işçilerle toplantılar düzenler. Taraftarı olan işçilerden bir
miktar dinamit, fünye ve bir tane de demir kesen büyük makas
alınır. Ali Haydar Yıldız ile Muzaffer Oruçoğlu, Nazimiye'de
tüccar Hasan'ın evine bomba atar. Mümtaz Çeltik ile Hasan
Gülmez, Ovacık ilçesi Yalmanlar köyünde, 22 Kasım 1972
Çarşamba günü yakalanır. Baki İşçi, 2 Aralık 1972 Cumartesi
günü, Dersim il merkezinde, "Kahrolsun faşizm, yaşasın ihtilal"
başlıklı ve "Kızıl yıldız ve Orak çekiç" işaretli, TİKKF (Türkiye
İşçi Köylü Kurtuluş Fedaileri) rumuzlu beyannamaler dağıtırken
suç üstü yakalanır. 14 Aralık 1972 Perşembe günü gecesi,
Mazgirt'e bağlı Darıkent (Muhundu) bucağında görevli uzman
çavuş Ertuğrul Taştemel'in evine bomba atılır. Olay yerine,
üzerinde "Kızıl Yıldız" amblemi altında "TİKKO" imzası bulunan
ve "Yaşasın işçi köylü devrimi. Halkımız faşizmi er geç
ezecektir" ibareleri bulunan beyannameler bırakılır. Ali
Haydar Yıldız ile Süleyman Yeşil, Tunceli Emniyet Müdürü Salih
Suphi Savdır'ın oturduğu lojman ile lojmanın altında bulunan
Merkez Polis Karakoluna, 5 Ocak 1973 Cuma'günü, saat 00.45
civarında dinamit atar. Lokumunun içerisine demir parçaları
yerleştirilen dinamitler, arka arkaya büyük bir gürültü ile
patlar. Dinamitlerden biri de karakoldaki polis yatakhanesine
atılır. O anda uykuda bulunan Mustafa Şahin, Cumali Eker,
Hilmi Çömlekçi ve Mustafa Eser isimli Fasist Koluk Gücleri
muhtelif yerlerinden yaralanır. İki gün sonra yeni bir patlama
daha olur. Tunceli'nin Mazgirt ilçesi Fasist İlköğretim
Müfettişi İbrahim Ertuğrul'un evine, 6 Ocak 1973 Cumartesi
günü, dinamit atılır. TIKKO militanlari, Karakocan ilçesinde
Koluk Güclerinden Fasist uzman çavuş Mehmet Gövde'nin evine,
12 Ocak 1973 Cuma günü gecesi bomba atar.
Buara da Ali Haydar Yıldız, Siverek'e el yapımı bazı
patlayıcılar getirir ve tekrar Dersim`e geri döner. 1972
sonunda Siverek'te bazı yerlere bombalı saldırılar yapılır.
İlköğretim Müdürü Mehmet Oyman ile Adliye Başkatibi Adnan
Dikmen'in evlerine, 6 Ocak 1973 Cumartesi günü, atılan
patlayıcılar patlar. Siverek Lisesi bahçesine, 30 Ocak 1973
Salı günü, "Faşistlere ölüm" başlıklı beyanname atılır.
Malatya'nın Kürecik bölgesindeki çalışmalar Ali Mercan ve Ali
Taşyapan önderliğinde yürütülür.Daha sonra İrfan Çelik,
Alparslan Öztürk, Ömer İnce, İbrahim Gülgeç, Kaya Bozoklar,
Aziz Vatan da bu çalışmalara katılır.Malatya'da çalışan Cafer
Şen, bir süre Malatya'da çalıştıktan sonra Gaziantep'e
gönderilir. Cafer Şen, Gaziantep'deki örgütsel çalışmaları
Mehmet Tatar'la yürütür.Bu sırada İstanbul'da olan İbrahim
Kaypakkaya Yoldas Kürecik bölgesine, 7 Aralık 1972 tarihli,
"Bir Köylük Bölgedeki Yönetici Yoldaşlara Mektup" başlıklı
talimatı gönderir.
Diyarbakır Eğitim Enstitüsü öğrencisi Yusuf Enez'in kaldığı
yerde, Polis tarafindan 10 Ekim 1972 Salı günü, İbrahim
Kaypakkaya'nın yazdığı, "Türkiye'de Milli Mesele" ve
"Şafak Revizyonizmi ile Aramızdaki Ayrılıkların Kökeni ve
Gelişmesi" başlıklı yazılar bulunur.Yunus Enez, sorgusunda,
"Bu metni Hamza Oğuzer adlı arkadaşımdan aldım", der. Bu
sırada memleketi Elazığ'da olan Hamza Oğuzer, Ocak 1973
başlarında gider Sıkıyönetim komutanlığına teslim olur.
İrfan Çelik ile Alparslan Öztürk, 10 Mart 1973 Cumartesi günü,
Malatya'da kaldıkları evde yakalanır.
İstanbulda ise Arslan Kılıç, 22 Ocak 1973 Pazartesi günü,
Ümraniye, Atatürk Mahallesi, Çavuşbaşı Caddesi 42 nolu evde
Meral Yakar'ı kazaen tabanca ile yaralar.
Arslan Kılıç, yaralı olan Meral Yakar'ı hemen sırtlayarak
yoldan geçmekte olan Sami Ermete'nin kullandığı minibüse
bindirir ve Haydarpaşa Numune Hastahanesi'ne götürür. Fakat,
Meral Yakar, tedavi edildiği hastahanede ölür. Hastahane
yetkilileri, durumundan şüphelendikleri için Arslan Kılıç'ı
emniyete ihbar eder. Bunun sonucunda Arslan Kılıç, yakalanır.
Ali Haydar Yıldız'ın ölümü nedeniyle, Boğaziçi
Üniversitesi'nde, 29 Ocak 1973 Pazartesi günü, bildiri
dağıtılır.
Çalışmalara katılmak, Diyarbakır'daki örgüt tutukluları
hakkında bilgi toplamak amacıyla Diyarbakır'a gönderilen Adnan
Köle, 10 Mart 1973 Cumartesi günü gece yarısı şüphe üzerine
bir gece bekçisi tarafından yakalanır. Adnan Göle'nin taşıdığı
valiz içerisinde örgüte ait bir kısım belge ile yayınlar çıkar.
Güvenlik görevlileri nezaretinde İstanbul'a getirilen Adnan
Göle, Şehremini, Deniz Abdal mahallesi Kaşgarlı Mahmut Sokak
No:1 6'daki evi, 18 Mart 1973 Pazar günü, güvenlik
görevlilerine gösterir. Şehremini Deniz Abdal Mahallesi
Kaşgarlı Mahmut sokak No:16'daki dairede bulunan Ahmet
Muharrem Çiçek, Ali Şenci, Kutsiye Bozoklar ve Mehmet Zeki
Şerit'in sözlüsü Feryal Sarıoğulları emniyet mensupları
tarafından, 19 Mart 1973 Pazartesi günü, saat 10.30'da sarılır.
"Teslim ol" çağrısına ateşle karşılık verilmesi üzerine
çatışma çıkar. Çatışmada TKP/ML nin yigit önderlerinden Ahmet
Muharrem Çiçek ölür, Kutsiye Bozoklar yaralanır.
3 Bölüm;
Kaypakkay`nin ele gecirilisi ve Katledilisi
Kaypakkaya Yakalaniyor
Ali Haydar Yıldız, sabahleyin, İbrahim Kaypakkaya'yı yol
kenarındaki Halil İbrahim Akyol'un babasına ait Karakoçan'nın
Paş köyündeki kahvehanesinde bulur.. Beklemeden yola çıkan Ali
Haydar Yıldız ile İbrahim Kaypakkaya, ilk önce Bostan köyüne
gelir, öğleye doğru Ovacık'a bağlı Dest nahiyesi
ormanlarındaki, arkadaşlarıyla kaldıkları eve ulaşır. 1973
yılbaşında İbo, Muzaffer Oruçoğlu, Ali Haydar Yıldız, Süleyman
Yeşil, Hüseyin Bozkurt ve Ovacık'h Murat Aydın, "Ho Şi
Minh" adını verdikleri Hakis köyünün karşısındaki dağ
evindedir.
Fasist Kolluk gücleri geniş çaplı başlattığı operasyonlar
nedeniyle Deşt'te fazla kalamıyacaklarını değerlendiren
Muzaffer Oruçoğlu, İbrahim Kaypakkaya, Süleyman Yeşil, Ali
Haydar Yıldız, Hüseyin Tekin, Musa Söğüt, Yılmaz Karakoç,
Murat Aydın, Hüseyin Bozkurt ve Kamer Özkan, çeşitli
istikametlere dağılmaya karar verir.
Muzaffer Oruçoğlu, İbrahim Kaypakkaya, Süleyman Yeşil, Ali
Haydar Yıldız ve Hüseyin Bozkurt, Haydaran bölgesi, Vartinik
mezrasına geçer.
İbrahim Kaypakkaya, Muzaffer Oruçoğlu ve Nazimiye'li Hüseyin
Bozkurt, 24 Ocak 1973 Çarşamba günü, Tunceli'nin Haydaran
bölgesi Munzur dağlarının kolu üzerinde bulunan Seyithan ile
Gökçek köylerine yakın Vartinik mezrasındaki evdedir.
Ali Haydar Yıldız ile Süleyman Yeşil, yiyecek getirmek için
tanıdık bir köye getmiştir. Sabaha doğru, Barıkbaşı
istikametinden arkadaşlarının kaldığı eve yaklaşan Ali Haydar
Yıldız ile Süleyman Yeşil, üç kez parola ıslığını çalar. Fakat,
karşılık yoktur. Evde kalanların ayrıldıkları veya nöbette
bırakılan kişinin uyumakta olduğu düşünülür. Nöbetçi Hüseyin
Bozkurt, uyumuştur.
Süleyman Yeşil, eve iki kere taş atar. Hüseyin ile İbrahim,
evin duvarına çarpan taşların seslerini aynı anda duyar ve
kalkar. Arkadaşları evde otururken çevreyi gözetlemeye
başlayan Hüseyin Bozkurt, emniyet kuvvetlerinin eve doğru
yaklaşmakta olduğunu görür ve durumu arkadaşlarına haber verir.
Jandarma, bu arada, "Teslim ol" çağrısı yapar.
İbrahim Kaypakkaya ve yoldaşları, bir taraftan bulundukları
yerden uzaklamaya çalışırken bir taraftan da kendilerinden
daha aşağıda bir yerde olan jandarmaların üzerine patlayıcı
madde atar ve ateş eder. Kaçmaya çalışanlardan önce TIKKO`nun
yigit Komutanlarindan Ali Haydar Yıldız, sonra İbrahim
Kaypakkaya, vurulur ve düşer. İbrahim Kaypakkaya, Jandarmalar
bakmaya gelince ölü numarası yapar. Başından kan aktığını
gören ve öldü sanan jandarmalar, yakalamak amacıyla kaçanların
peşine düşer. Muzaffer Oruçoğlu, kendini uçurumdan aşağı atar.
Karlar içinde dereye kadar iner. Askerlerin ateşi ve bombaları
altında iki saat kadar uçurumun altındaki dere yatağının
içinde kalan Muzaffer Oruçoğlu ile Hüseyin Bozkurt, sonunda
oradan kurtulur .
Dedesi
1938'deki Dersin İsyanında Haydaran bölgesinin lideri olan Ali
Haydar Yıldız ölmüştür. Yaralı olan İbrahim Kaypakkaya,
fırsattan istifade ederek çatışma bölgesinden uzaklaşır.
Evde yapılan
aramada tüfek, boş ve dolu fişekler, mermiler, çeşitli yapıda
bombalar, bomba yapmaya yarar malzeme, kitaplar ve örgüt
yayınları bulunur. Çatışmadan kurtulan Muzaffer Oruçoğlu, bir
ay Mazgirt köylerinde kaldıktan sonra İstanbul'a gider.
Kaypakkaya ise Bölge kontrol altında olduğu için gizlendiği
yerde iki gün beklemek zorunda kalir. Üzerimde kibrit dahi
yoktur yoktu. Kanlı elbiseleri değiştirebilmek için başka
elbiseside yoktur. Ayrıca yiyecekte yoktur. İki gün sonra aç
susuz, bir köye gider. Köylüler eve almadıkları gibi ekmek
dahi vermezler. Bölgede korkunç bir terör esiyordur. Bir başka
köye gider. Orada yaralarıma merhem sürerler, karnını
doyururlar ayaklarımı ısıttırlar, biraz giyecek verirler.
Kaypakkaya Yoldas uzak bir mağaraya götürüp birakirlar.
Baskına uğradıklarinda ayağındaki ayakkabıların her ikisinin
altı da topuğuna kadar yırtıktır. Ayaklari donmaya başlamıştı.
Köylüler, yeni ayakkabı vermistir ama donma devam ettmektedir.
İki gün de o mağarada kalir. Yarasinin biraz iyileşmesini,
ondan sonra ana yola çıkıp gitmeyi düşünüyordur. Fakat,
ayaklarının acısı gittikçe artar. Isıtmak için bir başka köye
gider. Korkudan Kaypakkayayi eve almazlar. O gece bitkin
vaziyette dışarıda yatar. Ayağındaki donma daha da artar.
Ertesi gün (ki, beşinci gündü) her ne pahasına olursa olsun
gündüzleyin ana yola çıkıp gitmeye karar verir, başka çaresi
yoktur. Bir köyde yol sorar. Köyün öğretmeni azılı bir
gericidir. Hüseyin Güngör adinda bu gerici ögretmen, 29 Ocak
1973 Pazartesi günü sabahı, Gökçek Karakolunda bulunan tim
komutanı Üsteğmen Fehmi Altınbilek'e gider ve Yaralı
anarşistin Barıkbaşı köyü Barıkbaşı Mirik mezrasına geldiğini
ve bir tanıdığının evinde olduğunu", söyler.
İbrahim Kaypakkaya ayakları donmuş vaziyette, 29 Ocak 1973
Pazartesi günü, Barıkbaşı Köyü Mirik mezrasında bulunduğu evde,
Üsteğmen Fehmi Altınbilek ve komutasındaki askerler tarafından
yakalanır. Önce, Gökçek (Kutuderesi) köyündeki Jandarma
Karakoluna götürülen İbrahim Kaypakkaya, daha sonra, Tunceli
Merkez Jandarma Birlik Komutanlığı'na götürülür Fasist Türk
ordusu tarafindan iskenceye maruz kalir.. daha sonraki
süreclerde Tunceli Elazığa'a, Elazığ da Diyarbakır'a teslim
edilir.
1 Şubat 1973 Perşembe günü Tunceli'den Diyarbakır'a götürülen
İbrahim Kaypakkaya, Diyarbakır-Siirt İlleri Sıkıyönetim
Komutanlığı Fasist askeri makamlarına teslim edilir.
İbrahim Kaypakkaya, 20 Şubat 1973 Salı günü, Diyarbakır Askeri
Hastahanesi'nde ayaklarından ameliyat edilir. İbrahim
Kaypakkaya, 19 Nisan 1973 Perşembe günü hastahaneden alınarak
Diyarbakır Askeri Cezaevinin yanında, TİKKO davasından
yargılanacak olan arkadaşlarının da bulunduğu ayrı bir
binadaki üç nolu hücreye tek başına konur. Burada bazı
istekleri karşılanır, kendisine defter ve kalem verilir.
Sorgunun bittiğini, artık bundan sonra mahkemenin
başlıyacağını düşünerek savunma hazırlığına girişir.
Burada Kapakkaya arkadaslarina hitaben yazmis oldugu
mektubta sunlari önemli noktalari belirtir.
Arkadaşlar, sizden isteyeceğim diğer şeyler şunlardır.
Birincisi": siyasi polise karşı tedbirlerinizi çok çok
sağlamlaştırırı. Bu günlerde polis özellikle bizim üzerimizde
duruyor. İkincisi: kadrolarınızı en kısa zamanda ve en
iyi şekilde silahlandırın. Buna acilen ihtiyacımız var.
Devrimci kitlelerden de bu yönde eleştiriler geliyor.
Üçüncüsü: ki, birincisiyle ilgili, poliste çözülenleri
saflarınızdan atın. Dördüncüsü: Bölgemizdeki irtibatı
yeniden düzene koyun ve sağlam esaslara bağlayın. Beşincisi:
Hareketimizin her alanda ve bu arada mücadelede başıboşluğa,
gevşekliğe, korkaklığa, adam sendeciliğe aman vermeyin.
Böylelerini acımadan saflarınızdan temizleyin. Az olsak bile
sağlam ve kararlı olalım. Altıncısı: Son kayıplarımız
üzerine saflarda moral bozukluğu ve inançsızlık yaymaya
kalkanlar olursa, onların bu bozgunculuğuna müsaade etmeyin.
Elbette gerilemeler ve kayıplar olacak. Devrim, Nevski'nin
dümdüz bulvarına benzemez ki (son kaybımız tamamen bir kişinin
nöbet görevini ihmal etmesinden doğmuştur. Bizim hatamız da
şudur: Kaldığımız yer çok kişi tarafından bilindiği halde
orada kalmaya devam ettik). Yedincisi: silahlı mücadele
asla durdurulmamalıdır. Bizi geliştirip güçlendirecek olan
odur. Sekizincisi: Yayın organının durumu. Siz yeniden
içinde bulunduğunuz durumu inceleyerek kararlaştırırı.
Dokuzuncusu: Diyarbakır içinde adamlar bularak benimle
sözlü ve yazılı (elle) irtibat yollarını bulmaya çalışın.
Onuncusu: Beni kaçırma yolları arayın ve kaçırmaya çalışın.
İdamım veya en azından müebbetim muhakkak.
Kaypakkaya Yoldasin
Iskencede ve Polisteki tavri
"Esasen biz komünist
devrimciler, prensipler olarak siyasi kanaatlerimizi ve
görüşlerimizi hiç bir yerde gizlemeyiz. Ancak örgütsel
faaliyetlerimizi, örgüt içinde bizimle birlikte çalışan
arkadaşlarımızı ve Örgüt içerisinde olmayıp da bize yardımcı
olan şahıs ve grupları açıklamayız. Kişisel sorumluluğum
açısından gerekeni zaten söylemiş bulunuyorum. Ben, buraya
kadar anlattıklarımı samimiyetle inandığım Marksist- Leninist
düşünce uğruna yaptım. Ve sonuçtan asla pişman değilim. Ben,
bu uğurda her türlü neticeyi göze alarak ve can bedeli bir
mücadeleyi öngörerek çalıştım ve neticede yakalandım. Asla
pişman değilim. Bir gün sizin elinizden kurtulursam gene aynı
şekilde çalışacağım." der Kaypakkaya yoldas.
Hikmet Şenses, bu konuda şunları anlatmıştır:
"Bağcılar'da bir örgüt evimiz vardı. Farzedelim ki polise
düşmüşüz diye deneme yapar, 'nasıl dayanacağız', derdik.
Falakaya yatar ve tabanlarımıza şakacıktan vururduk. Buna
rağmen tabanlarımız gerçekten çok yanardı. Ben, dayanamıyacak
ve arkadaşları ele verecek durumda kalsam intihar etmeyi
yeğleyen bir bakış açısına sahiptim. İbrahim, şunu söylerdi:
Konuşmamak lazım. İnsan kararlı olursa konuşmaz. Bunun
örnekleri Vietnam'da, Çin devriminde var. Gericilerden
korkmayalım. Çünkü, onlar zavallıdır ve birşey yapamaz.
Devrimciler ise güçlüdür."
Kabil Kocatürk de, bu konuda şunları söylemiştir:
''Yakalanırsak ne yaparız diye hep konuşuyorduk. Bu konuda
ibrahim'in söylediklerini çok iyi hatırlıyorum, ibrahim, 'Konuşmamak
için herşey yapılabilir. Partiyle ilgili ifade vermek anlayışa
ihanettir. Çözülen de partide kalamaz. Rusya'da Çarlık
döneminde Okhrana polisine ifade vermemek için devrimciler,
dillerini ısırarak koparırlarmış. Davaya inanmış bir parti
üyesi bu nedenle intihar'bile edebilir', dedi. 'Hiçbir şey
bulamayacağın hücrede, nasıl intihar edeceksin', diye sordum.
İbrahim de, 'Direnemiyorsan, çözüleceğini zannediyorsan eğer
davaya inanmış birisiysen ve kaldığın hücrede hiç birşey yoksa
uçarak hücrenin duvarına kafanı vurursun', dedi".
Bu konuda, İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığının 1973 yılında
hazırladığı, "Türkiye Komünist Partisi Marksist-Leninist
Örgüt ve Yan Kuruluşları Olan Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş
Ordusu ile Marksist-Leninist Gençlik Birliği İllegal Örgütleri
Davası" başlıklı iddianamenin 48. sayfasında şunlar
belirtilmektedir:
"İbrahim Kaypakkaya'nın intiharından önce yapmış olduğumuz
sorgusunda her ne kadar örgütsel faaliyetleri konusunda, ketum
davranmış ise de..."
Kaypakkaya yoldasin
Savcilik Ifadeleri
Emniyet kuvvetlerinin bir süreden beri yaptığı çalışmalar
sonucu bir çok kişi gözaltına alınmış, sorguları yapılmaya
başlanmıştır. Sorguları yapılanlar birbirleriyle de
yüzleştirilir. Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'ndan Mehmet Çetin,
13 Şu¬bat 1973 Salı günü, İbrahim Kaypakkaya ile yüzleştirilir.
Bundan sonrası ifade tutanağında şöyle açıklanmaktadır:
"Sanığın şuuruna hakim olduğu ve ifade verebilecek durumda
olduğu konuşmalarından ve harici görünümünden anlaşılmakta ise
de, müdafi doktorla daha evvelce yapılan telefon görüşmesi ve
bunu teyiden nöbetçi Tabib Bnb. Sadettin Demiray'ın
beyanlarına göre İbrahim Kaypakkaya'nın ayak parmaklarında
meydana gelen donma sebebiyle oporesyona tabi tutulacağı ve
kafasındaki yaradan dolayı tedavisinin devam ettiğinin
bildirilmesi ve uzun sorgu işleminin de bu durumu ile
bağdaşmaması karşısında şimdilik iş bu teşhis ve tesbit hali
ile iktifa edilmesi uygun bulunarak tutanağa nihayet verilip
iş bu tutanak huzurda tanzim olunarak hazır bulunanlar
tarafından imzalandı."
12 Mart 1973 Pazartesi günü, Hıdır Karagül, Hüseyin Sarıkaya
ve Mehmet Sarıkaya ile yüzleştirilen İbrahim Kaypakkaya, 24
Nisan 1973 Salı günü de, Düzali Aydoğmuş, Ali Yıldız, Hasan
İlter, Hamza Oğuzer, Hayrettin İpek, Hüseyin Tekin, İsmail
Erdoğan, Seyithan Dokay, Ziya Aydın ve Baki İşçi ile
yüzleştirilir. Bu yüzleştirmeler sırasında İbrahim Kaypakkaya,
yüzleştirenleri bağlayıcı ve düsmanin isine yariyacak hic bir
sey söylemez.
Bu noktada daha acikliyici olmasi icin Kaypakkaya yoldasin
iki ifadesini burada aktarmakta yarar var.
Birinci Ifadesi;
İbrahim Kaypakkaya'nın 29 Ocak 1973 günü yakalandığında
verdigi ifadesi:
İFADE ZAPTİ: 29.1.1973 Günü saal 18.30 civarında
24.1.1973 günü jandarma birliğiyle Vartinik mezrasında
müsademe esnasında yaralanan şahıslardan bir tanesinin yaralı
olarak ihbar üzerine jandarma tarafından yakalanarak
getirilmiş ve jandarma nezarethanesinde olduğunun bildirilmesi
üzerine refakate başkatip HAKKİ MENGÜÇOĞLU alınarak Merkez
Jandarma Birlik Komutanlığına gelindi ve birlik komutanının
odası sorgu odası olarak tefrik edilerek yaralı şahıs huzura
alındı.
Maznun: İBRAHİM KAYPAKKAYA, Ali ve Medina oğlu, 1949
doğumlu, Çorum'un Alaca ilçesi Karakaya köyü nüfusuna kayıtlı,
İstanbul Üniversitesi Fİzik-Matematik bölümü 4497 numaralı
öğrencisi olduğunu beyan etti soruldu:
Ben devrimciyim. Biz devrimci olarak siyasi konularda hiç bir
şeyi prensip olarak gizlemeyiz ve fikirlerimizi açıkça
söyleriz. Ancak örgütsel yönden faaliyetlerimizi ve örgüt
içerisindeki bize inanan arkadaşlarımızı ve örgüt içersinde
olmayıp da bize yardımcı olan şahıs ve grupları açığa
vurmaktan katiyyen kaçınırız ve söylemeyiz. Bu sebeple
örgütsel faaliyetlerim hakkında hiçbir şey açıklayamam.
Ve zaten herhangi bir örgüte mensup olmadığım gibi açıklanacak
örgütsel bir faaliyetimde yoktur. Biz devrimciler, yoksul
halkı büyük burjuvazi, işbirlikçi emperyalistler ve büyük
toprak ağalarının sömürüsünden işçi, yoksuİ köylü, orta köylü,
küçük esnaf ve sanatkarları ve milli burjuvazinin devrimci
kanadını bu sömürü ve tahakkümden kurtarmak istiyoruz. Ben, bu
sebeple buralara kadar geldim.
Biz devrimciler, birinci derecede işçi sınıfına güveniriz.
Çünkü, işçi sınıfı büyük merkezlerde toplanmıştır ve bütün
üretimle bağlarını koparmıştır ve toplu halde bulundukları
için kolayca örgütlenme imkanına sahiptir. İkinci derecede
yoksul köylülere ve sırası orta köylü, esnaf ve sanatkarlara
güveniriz. Ben, bu ideal ile bilhassa yoksul köylüleri
bilinçlendirmekiçin buralara kadar geldim fakat muhitin
tamamen yabancısı olduğum için kimse ile temas kuramadım. İki
hafta kadar önce jandarmalarla müsademe tutuştuğumuz Gökçek
köyünün Vartinik mezrasına geldik. Dört arkadaştık ve bu
mezrada metruk bir eve yerleştik. Orada yiyeceklerimizi
kimlerin getirdiğini bilmiyorum ve yanımdaki arkadaşları da
tanımıyorum. Tanımış olsam dahi bunu yine de söylemem.
Gayemiz yoksul köylü, işçi, orta köylü, esnaf ve sanatkarları
halk düşmanları saydığımız toprak ağaları, büyük burjuvazi ve
yabancılarla işbirliği yapmış emperyalistlerin elinden
kurtarmaktır. Bunun için de mücadelenin yani bu üç kuvveti
eritip bütün üretim araçlarını toplumun malı yapmaktır. Bu
hedefe ulaşmak için çeşitli yollar vardır. Bu halkın tüm
olarak bilinçlenmesi ve siyasi yolla iş başına yani idare eden
duruma gelmesi ile olabileceği gibi fikir yönünden bu hedefe
ulaşmak mümkün olmayınca zor kullanmak kaçınılmaz ve normaldir.
Tarihte bunun çeşitli örnekleri vardır. Bize göre 1789 Fransız
İhtilali bir burjuva ihtilalidir. 1917 İhtilalinde ise hem
burjuvazi hem de işçilerin ihtilali vardır. Fakat, 1 91 7'de
burjuva yokedilmiş tamamen işçilerin eline geçmiştir.
Bugünkü Türkiye'de bu felsefeye ve arzu edilen idareye meşru
yollardan gelmemiz mümkün olmadığı ve bize hayat hakkı
tanınmadığı için dağlara çıkmaya icbar edildik ve dolayısıyla
silahlı mücadeleye itildik. Bu silahlı mücadeleye girişmiş
olmamız sebebi de artık yukarıda hedef olarak aldığımız üç
kuvvete karşı mücadele ve silahlı çatışmayı meşru kabul
ediyoruz.
Vartinik mezrasında ben, müsademe esnasında uykuda idim. Silah
sesleri üzerine uyandım. Dör! arkadaş kaçmaya başladık. Diğer
arkadaşlarımın akibeti hakkında malumatım yoktur ve bende
silahta yoktur. Jandarmaya karşı bu sebeple ateş etmedim.
Vartinik'tek evi terk ettiğim zaman cebime bir parça ekmek
bırakmıştım. Bu ekmeği yemek suretiyle ayın 24'den 29'una
kadar dağda yaşıyabildim. Karların içerisinde yattım.
Tanımadığım bir köye gittim ve orada yakalandım. Müsademe
esnasında ensemden ve boynumdan yaralandım.Karlarda yatmam
sebebiyle elim ve ayağım üşüdü, şişti.
Yukarıda da söylediğim gibi yanımdaki arkadaşları
tanımıyorum ve tanısam da söylemem. Bu evde iki hafta
kadar kaldık. Ekmek ve yiyecekleri temin ediyorlardı. Nereden
geldiğini bilmiyorum. Diğer arkadaşlarımı da müsademe
esnasında kaybettim. Bir daha buluşamadık. İçerisinde
yattığımız battaniyeleri de tanımadığım şahıslardan satın
aldık. Ben, örgütteki arkadaşlarımı tanımıyorum ve tanısam
da söylemem.
Yukarıda söylediğim gibi gayemiz ve hedefimiz tüm üretim
araçlarını toplumun malı yapmaktır, dedi.
Sorulan bazı suallere cevap vermemekte ısrar etti.
Kafasında üstü yırtık ve yamalı kahve renkli bir kasket,
sırtında yerli bir askeri parka, altında ceket, kazak ve diğer
elbiselerin bulunduğu, paçasında üst üste giyilmiş üç tane
pantolon, ayağında bir çift beyaz yünden yapılmış ve köylerde
elle örülen çorap ve onun üzerinde naylon çorap, ayağında bir
çift 45 numara Çelik marka lastik ayakkabının bulunduğu
müşahade edildi.
Merkez Jandarma Birlik Komutanı Üsteğmen Fehmi Altınbilek'e
maznunun fotoğrafının çekilerek banyosunu müteakip fotoğraf ve
filmin memuriyetimize vermesi hususunda talimat verildi.
Şimdilik ifadesi okundu, imzası alındı.
29.1.1973
Mehmet Seyhan (C. SavcrYard. 16381), Başkatip, İbrahim
Kaypakkaya (Maznun)."
Ikinci Ifadesi;
İbrahim Kaypakkaya'nın 21 Nisan 1973 Cumartesi günü
Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanlığı Savcılığı tarafından alınan
ifadesi:
"Hazırlık Soruşturması İfade Tutanağı
Tutukevinden getirildiği görülen sanık İbrahim Kaypakkaya
huzura alındı.
HÜVİYETİ: İBRAHİM KAYPAKKAYA, Ali oğlu, 1949 doğumlu,
Çorum Alaca nüfusunda kayıtlı, aynı yer Karakaya köyünde
oturur. Ve babası Ali KAYPAKKAYA, 1011 Ana Tamir Fabrikasında
Bakım Onarım kısmında usta. Halen cezaevinde tutuklu.
Suç konusu
olay ve örgütsel ilişkiler hatırlatılarak SORULDU:
Ben, fakir bir ailenin çocuğu olarak öğretim olanağım mevcut
bulunmadığından 6 yıllık Hasanoğlan İlköğretmen Okulunda
yatılı okudum. Devlet hesabına okumuş olduğumdan
Hasanoğlan'daki başarılı öğrencilik dönemim sonunda Yüksek
Öğretmen Okulu'na seçildim. Orada bir yıl Hazırlık Sınıfı'nda
okuduktan sonra İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'na ve aynı
zamanda İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'ne girmiş oldum.
Buradaki öğrenim dönemimle birlikte benim düşüncelerimde yurt
ve dünya görüşlerinde de bir evrimin başladığını
söyleyebilirim. İçinde bulunduğum aileve çevre koşulları benim
bir ölçüde fikren gelişmemi engelIiyen etkenler olarak kendini
ortaya koymuştur.
Yüksek öğrenim devresinde o zaman çok sayıda basılan
Marksist-Leninist öğretiyi anlatan eserleri okumak ve fikren
gelişmek imkanını elde ettikten başka öğrenci toplulukları
arasında bir fikir hareketi olarak Fikir kulüpleri örgütü
içerisinde günün akımına uygun bir şekilde faaliyetlere
katılmak zorunluluğunu duydum.
Edindiğim teorik bilgilerle bir sempatizan olmaktan öte bir
kısım arkadaşlarla beraber 1967 yılının Aralık ayında Çapa
Fikir Kulübünü kurduk. Hatırladığım kadarı ile Muzaffer
Oruçoğlu, Mehmet Çetin ve Mustafa Çoban gibi arkadaşlar kurucu
üye olarak benimle birlikte idiler. Fakat Çapa'ya bağlı
öğrenciler olmamız nedeniyle bizim bu davranışımızı Okul
yönetimi hoş karşılamadı. Ve okul içinde çalışmamızı engelledi,
bununla beraber biz Fikir Kulübü çevresindeki çalışmalarımızı
sürdürdük ve daha ziyade dışa dönük ve Fikir kulüpleri
Federasyonunun saptadığı yöntemde çalışmalar gösterdik. Okul
içindeki faaliyetlerin Okul Yöneticilerince önlenmeye
çalışılması şeklindeki baskılar şahsen beni daha çok bu konu
üzerinde çalışmaya sevk eden bir amil oldu. Ben şahsen FKF
doğrultusundaki bütün fikir hareketlerine ve çevredeki
eylemlere katılıyordum. Bunları gün, tarih ve yer belirterek
ifade edemiyeceğim. Fakat, toplantı, forum, açık oturum ve bir
kısım öğrenci ve işçi hareketleri olarak belirleyebilirim.
Bilindiği gibi o zamanki Fikir kulüpleri Federasyonu ve onun
federe kuruluşları olan Fikir Kulüpleri Türkiye İşçi Partisi
paralelinde devrimci bir yol izlemekte idiler. Gençlik
kitlelerinin çoğunda sosyalizme karşı bir arzu ve yaklaşma
olduğu herkesçe malum olan bir gerçekti.
Bu heyecanlı gelişmeye karşı henüz sosyalizmin gereklerini ve
temel ilkelerini tam anlamıyla kavramıyan öğrenciler o
günlerde siyasal parti olarak sosyalizmin öncüsü olarak
Türkiye İşçi Partisini görmekte idiler. Esasen başlangıçta
Türkiye İşçi Partisi de bu iddiada idi. Öğrenci kitlelerinin
sosyalizim yönteminde gelişen bilinci karşısında Türkiye İşçi
Partisinin ileri sürdüğü sosyalizim ilkelerinin bu yolda bir
oyalama politikası arz ettiği ve sosyalizme erişmenin
gereklerine siyasal yoldan yani partiler demokrasisi yolundan
diğer bir deyimle seçim yoluyla ulaşılamıyacağı idrakine
vardık. Çünkü, Türkiye İşçi Partisi giderek konuyu Anayasal
düzen içerisinde ve seçim yoluyla başarma ve elde etme
şeklinde bir politika izlediğini en yetkili liderlerinin
ağzından açıkça söylüyordu. Özellikle Anayasal yoldan
kasdetmek istediğim mana Türkiye İşçi Partisinin Anayasanın
sosyalizmi ön gördüğü şeklindeki yanlış görüşleridir. FKF uzun
süre Türkiye İşçi Partisinin reformcu ve Parlamentocu
çizgisinden kurtulamadı. Ancak yukarıda kayd ettiğim,gibi
gençlik örgütlerindeki fikri gelişme ve ilerliyen tecrübeler
TİP paralelin deki bu tutuma karşı görüşlerin doğmasına haklı
olarak yol açtı. Bu arada ben 1968 yılında önce Okul'dan
muvakkat....
(Not: Buradan itibaren İbrahim kaypakkaya'nın bir sayfalık
ifadesini bulamadım)
...leşerek yapılan çalışmalar mevcut düzendeki çöküşe hizmet
ediyor ve devrimci harekete kuvvet kazandırıyor kanaatinde
idim. Keza bu çevrenin halk ihtimalini
samimiyetle benimsediği ve o yönde olduğu inancında idim.
Bizim görevimiz gençlik örgütleri içerisinde bu görüşleri
yaymak başlıca düşüncemiz idi. Daha doğrusu başlıca görevimiz
bu görüşleri yaymak ve geniş kitlelere mal etmekti. Ben şahsen
bu dergilerin çıkarılmasında dağıtımı dahil bütün hizmetleri
gücüm ölçüsünde yerine getirmişimdir. Hatta dergi
idarehanesinin temizlenmesi işini dahi yaptığım olmuştur. Daha
sonra intişar eden İşçi-Köylü gazetesi içinde aynı hizmetleri
yaptığımı söyleyebilirim.
1969-1970 döneminde yani F.K.F.'nin Dev-Genç'e dönüştüğü
zamana rastlıyan günlerde Fikir Kulüpleri içindeki gençler
arasında yer bulan devrimci görüşler arasında keskin
hatlarıyla ayrılıklar belirmişti. Bu görüş ayrılıklari içinde
kongreye gidildi. Ve kongrede gençliğin aktif eylemleri
görüşünü savunmama beraberlik olduğu halde gençliğin işçi ve
köylü kesimiyle ve kitleleriyle bütünleşmesi hususunda bir
kısım arkadaşlar birleşememişti. işçi ve köylü kitleleriyle
bütünleşme ve gençliğin bu yöntemdeki aktif eylemlerini
savunanlara karşı düşüncede olanlar daha ziyade aydın olarak
niteledikleri çevrenin desteği ile askeri darbeci bir
düşünceyi ortaya koyuyorlardı.
FKF'nin Dev-Genç'e dönüşmesinden sonra Aydınlık Sosyalist
Dergiye yönetimi kazananlar hakim oldu. Yani diğer bir deyimle
yönetimi askeri darbeci görüşü savunanlar ele geçirdi.
Bunların karşısında görünen gençliğin aktif eylemlerde işçi ve
köylü kitleleriyle beraber olmasını ileri süren görüş
taraflıları Proleter Devrimci Aydınlık görüşünü oluşturdu. Ve
bu dergi etrafında kümelenerek inandıkları fikirlerin
mücadelesine başladılar. Her ne kadar Dev-Genç içerisinde
beliren ve Aydınlık Sosyalist ) Dergi ile Proleter Devrimci
Aydınlık grupları milli demokratik devrim kavramlarını öne
sürüyorlarsa da görüşlerinde milli demokratik devrim
düşüncesinin özüne ters düşen önemli ayrılıklar mevcuttu.
Sosyalist Aydınlık çevresinin ortaya koyduğu milli demokratik
devrim görüşü sonuç olarak askeri darbeciliğe yönelen bir
kapsam taşıyordu. Bu arada gençlik hareketlerini bir araç
olarak kabul ediyorlardı. Halbuki Proleter Devrimci Aydınlık,
işçi köylü yığınları arasında çalışarak onları devrime
hazırlamayı ve gençliğin devrimin vazgeçilmez esas gücü olan
işçi ve köylü kitleleriyle bütünleşmesi gerektiği görüşünü
ortaya koymakta ve savunmakta idi. O zamanlar Proleter
Devrimci Aydınlık, İşçi-Köylü ve pek kısa süre de Türk Solu
bizim görüşlerimizi savunan yayınlar yaptı. Çünkü Türk Solu
bilindiği gibi Proleter Devrimci Aydınlığın intişarından kısa
bir zaman sonra kapandı.
Ben inandığım Marksisst-Leninist düşünceler yönteminde, bir
yandan söz konusu yayın organlarının yazı kurullarında yer
alıp ve bu yayınların çıkmasında elimden geldiğince yarar
sağlamağa çalışırken, diğer yandan Proleter Devrimci Aydınlık
görüşü doğrultusunda işçi ve gençlik kitleleri arasındaki
eylemlere katılıyordum. Bu süre içerisinde İstanbul'dan pek
uzaklaşmadım. Bazı zamanlar İstanbul yakınındaki köylere
giderek çalışmalar yaptığım ve onların toprak işgali gibi
eylemlerine katıldığım olmuştur. Silivri'nin Değirmen köyünde
vukuu bulan toprak işgali hareketinde köylülerin yanında yer
aldım. İstanbul cihetinde Demir Döküm, Sungurlar, Horoz Çivi,
Petriks pil fabrikası, Ege Sanayii, Eas Akü fabrikası
çevrelerindeki bir kısım eylemlere daha doğrusu işçi
hareketlerine katıldım. Ve işçiler arasında Proleter Devrimci
Aydınlığın benimsediği milli demokratik devrim görüşünü
yaymaya çalıştım.
Ben, grevleri işçi kitlelerini devrime hazırlayan bir okul
olarak görüyorum. Halende bu kanaatim değişmemiştir. Siyasi,
sosyal ve ekonomik baskı ve engellemeler karşısında kitlesel
işçi eylemlerinin ekonomik ve demokratik haklar elde etmekten
öte kitleleri halk ihtilaline hazırlayan bir yönü vardı.
Mesala 15-16 Haziran olayları bu yöndeki düşünceyi açıkça
ortaya koymuştur. Kanaatimce bu olaylar, işçi sınıfının artan
siyasi, iktisadi baskılara karşı kitlenin bilinçli bir
tepkisidir. Ayrıca bu olaylar üzerinde devrimcilerin işçiler
arasında yürüttükleri çalışmalarında geniş ölçüde etkili
olduğu kanaatindeyim.
Harekelin hazırlanmasında yani fikir ortamının hazırlanmasında
gençlik örgütlerinin etkisi kabul edilebilir. Fakat harekelin
başlamasında ve gösterdiği gelişmede gençlik örgütlerinin
herhangi bir dahli olmamıştır. Bu işçiler arasında
kendiliğinden gelme bir tepkisel hareket olarak nitelenebilir.
15-1 6 Haziran 1970 olayları işçi sınıfının kendi hakları
doğrultusunda öteden beri yürüttüğü mücadelede belirli bir
bilinç düzeyini ve bunun halk ihtilali yönünde yükselişini
ifade eder. Söz konusu kitlesel olaylar bir yandan işçilerin
halk ihtilali yönünde eğitimine hizmet ettiği gibi ayrıca
gençliği de eğitmiştir. Çünkü, devrimcinin gerçek gücünün işçi
köylü yığınları olduğu ve onlara dayanmaksızın gerçek bir
devrimin başarılamıyacağı bu olaylarla daha iyi anlaşılmış
oldu.
15-16 Haziran 1970 olaylarının başlamasında Dev-Cenç ve
DİSK'in kanaatimce bir rolü olmamıştır. DİSK'in başlamada rolü
olmuş ise de; neticeyi kabulde ve gelişmeyi kendine mal etmede
ve yürütmede hiç bir hizmeti olmamıştır. Hatta bunu
kösleklemeye çalışmış ve sonucu kabulden çekinmiştir.
Ben, FKF'den sonra otomatikman üyesi bulunduğum Dev-Genç
içerisinde Proleter Devrimci Aydınlık grubunun görüşlerini
savunmaktan geri durmadım. Bu husus, karşı çevre ve ortak
görüş sahibi olan genç arkadaşlar tarafından açıkça bilinirdi.
1970 yılı içerisinde İstanbul Teknik Üniversitesinde yapılan
Dev-Genç toplantısında aynı görüşler öne sürmem Sosyalist
Aydınlık çevresince tepki ile karşılandı. Ben, Dev-Genç
döneminde de inandığım fikirler yönteminde mücadelemi gücümün
yettiğince sürdürmeye çalıştım. Bunu söylemekte herhangi bir
sakınca görmüyorum. Dev-Genç içinde bize karşı görüş sahibi
olan arkadaşları kendi saflarımıza çekmek bakımından o günkü
yönetime hakim Sosyalist Aydınlık grubunun görüşlerini
eleştiriyor ve kendi görüşlerimizi yaymaya, benimsetmeye
çalışıyordum. Zamanla gençliğin doğru fikirleri kavrıyacağı ve
bizlerin saflarında yer alacağı inancında olduğumuzdan, bağlı
dernekler yoluyla üye ekseriyetini sağlamak şekilde bir
çalışmaya gitmedik. Herkes görüşlerini açıkça ortaya koyuyor
ve fikirlerin mücadelesi yapılıyordu.
1970 Ekim-1971 Mart dönemlerinde keza Proleter Devrimci
Aydınlık ve İşçi-Köylü'-nün İstanbul'da yayınlanması ve
dağıtım faaliyetleri ilede uğraştım. Bu yayın organlarının
yazı kurullarında yer aldım. Yayın olanağının sağlanması
Ankara'daki yönetici arkadaşların üstünde idi. Biz, satılan
yayınların paralarını Ankara'ya yollamakla maddi katkı
sağlamaktan başka bir şey yapmıyorduk. Benim buraya kadar
saymış olduğum gençlik örgütü içeresinde yer alan ve işçi
köylü kitlelerine yönelen çalışmalarım sırasında pek tabiiki
bir takım örgütsel ilişkilerim oluyordu. Ancak şahsımı
ilgilendiren konuları ve hakkımdaki isnatları taşıyan
hususlardan gayri, gençlik örgütü içinde başkalarını
etkiliyecek bir beyanda bulunamam. Anlatmış olduğum şeyler
gençlik örgütü saflarında kendi çalışma ve düşüncelerimle
ilgili bulunmaktadır. Başkaları hakkında beyanda bulunmayı
kişisel sorumluluk sahamı aşan bir hareket sayarım.
Sıkıyönetim ilanına kadar ki faaliyetlerim bunlardı.
Bu çalışmalarımı Dev-Genç üyesi olduğum kadarı ile
Marksizm-Leninizme olan inancım için sürdürüyordum.
Sıkıyönetim ilanından hemen sonra ve özellikle İsrail Baş
Konsolosu Efrahim Elrom'un öldürülmesi olayının arkasından
şiddetlenen faşist baskılar ve bir yığın tutuklamalar sonunda
bir çok gençler ve aydınlar tutuklandılar. Hatta Dev-Genç
içerisinde kayda değer bir kişiliği ve faaliyeti olmayanların
dahi yakalanmaları karşısında benim de aranıp yakalanacağımı
tahmin ederek uzun süre gizlendim. Gizlendiğini yer ve bu
devredeki ilişiklerim konusunda herhangi bir şey söylemeyi
uygunsuz buluyorum. Kaçak bulunduğum dönemde ve tahminen 1971
Temmuz ayı ve daha sonraki zamanlarda elime Şafak yayınları
geçmekte idi. Bu yayınların ne surette elime geçtiği konusunu
önemli görmüyorum. Şafak yayınlarında katılmadığım bazı
görüşler yer almakla beraber olumsuz koşullara rağmen halk
ihtilali yolunda devrimci çalışmaların sürdürülmüş olmasından
memnuniyet duydum.
Daha sonra kendi olanaklarımla bu yayın organının bağlı olduğu
örgütle herhangi bir ilişki kurmakszın Şafak yayınları ve
evvelki düşüncelerim doğrultusunda propaganda ve
bilinçlendirme çalışmalarımı sürdürdüm. Şafak yayınının
arkasında Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi adıyla bir
Örgüt olduğunu bilmiyordum. Bu örgütle ilgili operasyon
haberlerinden böyle bir örgütün varlığını öğrendim. Ben, söz
konusu örgülün illegal yöneticisi Doğu Perinçek ile sorduğunuz
gibi bir ilişki kurmadım. Ve Doğu Perinçek tarafından örgütsel
bir görev verilmedi. Şafak örgütünün illegal organizasyonuna
katılmadım. Bu devredeki çalışmalarımla ilgili herhangi bir
anı belirtemeyeceğim. Çalıştığımı söylemenin şahsi
sorumluluğum bakımından yeter olduğu görüşündeyim.
Ben, sormuş olduğunuz şekilde Malatya ve Tunceli bölgesinde
faaliyet göstermedim. Çalışma alanım buralar değildir.
Bahsettiğim örgütten kopuk kişisel nitelikteki
faaliyetlerim
Türkiye Komünist Partisi Marksist-Leninist
ve ona bağlı Türkiye
İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu
örgütlerinin kimler tarafından kurulduğunu ve yönetildiğini
bilmiyorum. Yalnız bu örgüt saflarına katıldığım ve onun
illegal üyesi ve taraflısı olduğumu saklamıyorum. Bu örgüt
içerisindeki çalışma yöntemim ve örgütün kuruluşuna esas olan
düşünceler bahsetmiş olduğunuz yayınlarda geniş ölçüde yer
almaktadır. Özellikle, Şafak Revizyonizmi Tezlerinin
Eleştirisi, Milli Mesele, Türkiye'de Kemalist iktidar Dönemi
ve İkinci Dünya Savaşından Sonraki Gelişmeler ve 27 Mayıs
Hareketi, Kızıl Siyasi İktidar Öğretisini Doğru Kavrayalım,
başlıkları altında işlenen örgüt görüşünü yansıtan fikirleri
aynen kabul ediyorum. Bu başlık altındaki kapsamlara imzamı
atmaya hazırım. Türkiye Komünist Partisi Marksist-Leninist
örgütünün görüşleri söz konusu tez ve yazılarda belirtildiği
ve önerildiği gibidir.
Bunun dışında şimdilik geniş bir açıklamaya girişmeye lüzum
görmüyorum. Bahis konusu örgüt fikirlerini ortaya koyan
muhtevayı aynen kabul ediyor ve kendi görüşüm olarak ifade
ediyorum.
Ben bu görüşler yönteminde devrimci mücadele vermek için 1973
Ocak başlarında faşist güçler tarafından şehit edilen
arkadaşım Ali Haydar Yıldız ile Tunceli'ye gelmiştim.
Köylüleri devrim için, halk ihtilali için örgütlemek amacıyla
köye gitmiştik. Buradaki çalışmalarımız Jandarma Kuvvetleri
tarafından öğrenilmiş olmalı ki 24 Ocak 1973 günü kalmış
olduğumuz Vartinik mezrasındaki kömüde sabaha karşı sarıldık.
Orada Ali Haydar'dan başka ismini bilmediğim iki kişi daha
vardı. Jandarma Kuvvetleri bize ateş açtılar, bizim yanımızda
bildiğim kadarı ile bir kırma mevcuttu. Kaçmaya başladık, bu
sırada ateş edildi. Ben yaralandım. Arkadaşım Ali Haydar
Yıldız ölmüş. Benim de öldüğüm sanılarak bir süre olduğum
yerde bırakılıp, diğer kaçan iki arkadaşın peşinden güvenlik
kuvvetleri gitmiş. Bir süre sonra ben kendime gelerek
bulunduğum yerden uzaklaştım ve gizlendim. En son olarak
soğuğa karşı mücadele gücümü yitirdiğimden bir mezraya giderek
yol sordum ve orada ihbar edilerek yakalandım. Ayaklarım yarı
donmuş vaziyete idi. Başımdan ve boynumdan yara almıştım.
Tunceli'den Diyarbakır'a getirildim. Burada ayaklarımdan
ameliyat edildim. Ben, bütün bunları samimiyetle inandığım
Marksist-Leninist düşünce uğrunda yaptım. Ve sonuçtan pişmanda
değilim. Asla pişman olmadım. Ben, bu uğurda her türlü
neticeyi göze alarak ve can bedeli bir mücadeleyi öngörerek
çalıştım ve neticede yakalandım, dedi.
Başka bir diyeceği olmadığını bu ifadesinin alınması sırasında
kendisine karşı herhangi bir baskı ve tazyik yapılmadığını
beyanlarındaki öze uygun şekilde ifadenin tesbit edildiğini
söyleyerek, birlikte tutulan iş bu ifade zaptı okunup
imzalandı.
21 NİSAN 1973
Yaşar Değerli (As. Savcı), A. Doğan Güneş (T.K.), İbrahim
Kaypakkaya (Sanık)
İstanbuL Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığı
Tarafından Hazırlanan "Türkiye
Komünist Partisi Marksist-Leninist
Örgüt ve Yan Kuruluşları Olan
Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu
ile Marksist-Leninist Gençlik
Birliği İllegal Örgütleri
Davasında Yargılananların İsim Listesi:
1- İbrahim Kaypakkaya, 2, Muzaffer Oruçoğlu, 3-Abdulahat
Muhittin 4- Cem Somel, 5- Ali Taşyapan, 6- Aslan Kılıç,
7-Hikmet Şenses, 8- Ahmet Muharrem Çiçek, 9- Meral Yakar, 10-
Ali Haydar Yıldız, 11 - Yalçın Büyükdağlı, 12- Mehmet Zeki
Şerit, 13- Sami Sarı, 14- Süleyman Yeşil, 15- Muhsin Canik,
16- Nezihe Bahar, 17- Kutsiye Bozoklar, 18- Davut Kurun,
19-Güner Alakoç, 20- Yılmaz Karakoç, 21- İbrahim Gülgeç,
22-Nizamettin Karakoç, 23- Engin Giray, 24- Unsal Alanya,
25-Ayşe İsmail, 26- Hikmet Anık, 27- Fikret Soner, 28- Turan
Çe-tiner, 29- Bilal Gündüz, 30-Ali Şenci, 31- Feryal
Sarıoğulları, 32- Naki Özgül, 33- Mukaddes Erdoğdu, 34- İsmail
Ozbay, 35- Hüseyin Ceviziçi, 36- ihsan Uçar, 37- Mustafa Çoban,
38-Ali Demir, 39- Mehmet Ali Kılıç, 40- Binali Çelik, 41-
Abbas Özel, 42- Şahismail Türkel, 43-Hıdır Akgün, 44- Mehmet
Kocabaş, 45- Haydar Yılmaz, 46- izzet Oğuz, 47- Mustafa Haşim
Ekmekçi, 48- Mehmet Nuri Atadan, 49- Figen Eryılmaz, 50-Feyza
Eryılmaz, 51- Ali Riza Eroğlu, 52- Mustafa Lütfi Öztürk, 53-
Hasan Rıfkı Yürekli, 54- Halil İbrahim Özdemir, 55- Mehmet
Kemal 56- Tanju Oğuz, 57- Hanife Canik, 58- Orhan Turan, 59-
Gürsel Bezek, 60- Kemal Bahar, 61- Şemsettin Akgüneyli, 62-
Nejdet Yıldırım, 63- Orhan Sözer, 64- Osman Altıparmak, 65-
Bekir Erol Birinç, 66- Hamza Oğuzer, 67- Yusuf Ernez, 68-
Mehmet Emin Kampak, 69- Seyithan Dokay, 70-Celal Erdoğmuş, 71-
Fatma Erez, 72- Ali Turan, 73- Mehmet Kırkhan, 74-Mehmet
Çıplanlık, 75- Bayram Laçin, 76- Ramazan Balpetek, 77-
Abdullah Turan, 78- Ramazan Özgül, 79-Abdurrahman Keskin, 80-
Mahmut Kiper, 81- Mevlüt Tamses, 82- Sefer Özge, 83- Mehmet
Özgül, 84- Mehmet Çetin, 85-Bekir Erol, 86- Ziya Aydın, 87-
Ali yıldız, 88- Hasan İlter, 89-Hayrettin İpek, 90- İbrahim
Halil Akyol, 91- Hüseyin Tekin, 92- Musa Söğüt, 93- Hüseyin
Açıkgöz, 94- Baki İşçi, 95- İsmail Erdoğan, 96- Düzali
Aydoğmuş, 97- Mümtaz Çeltik, 98- Hasan Gülmez, 99- Mehmet
Çiçek, 100- Niyazi İlgazi, 101- Zülfi Yıldız, 102- Munzur
Yıldız, 103- Nuri Yaman, 104- Mehmet Aydın, 105- Musa Özkan,
106- Kenan Kasar, 107- Hüseyin Yıldırım, 108- Hıdır Karagül,
109- Haydar Mecit, 110- Mehmet Sarıkaya, 111- Hüseyin Sarıkaya,
112- Mehmet Yıldız, 113- Hayri Güngör, 114- Haydar Halis Çelik,
115- Düzgün Gül, 116- Naci Doğan, 117- Düzgün Çolpan, 118- Ali
İşçi, 119- Halil Alpaslan Öztürk, 120- İrfan Çelik, 121-
Kalender Durdu, 122-Adnan Köle, 123-Süleyman Dursun,
124-Hüseyin Yıldız, 125- Kaya Bozoklar, 126- Mehmet Altunbaş,
127-Yaşar Deniz, 128- Celal Bozatlı, 129- Hasan Zengin,
130-Hamza Kılıç, 131- Vakkas Yağşun, 132- Mustafa Karaoğlan,
133- Murat Aydın, 134- Erdoğan Aktaş, 135- Ali yeşil, 136-
Kamer Özkan, 137- Ahmet Satan.
Kaypakkaya Yoldasin Ölümü
İbrahim Kaypakkaya, 19 Nisan 1973 Perşembe günü hastahaneden
alınarak Diyarbakır Askeri Cezaevinin yanında, TİKKO
davasından yargılanacak olan arkadaşlarının da bulunduğu ayrı
bir binadaki üç nolu hücreye tek başına konur. Burada bazı
istekleri karşılanır, kendisine defter ve kalem verilir.
Sorgunun bittiğini, artık bundan sonra mahkemenin
başlıyacağını düşünerek savunma hazırlığına girişir.
İbrahim Kaypakkaya'yı bir üsteğmen ve dört asker, bulunduğu
hücreden alir, TIKKO tutuklularinin kaldigi koğuşun önünden
yürüyerek geçerler ve bir jipe bindirip götürülür. Koğuşun
kapısı açıktır. Tutuklular, İbrahim'i hastahaneye ayaklarının
pansumanını yapmaya götürüyorlar sanir
6 Kasım 1973 günü, 1. Ordu Komutanlığı 2 No.lu Askeri
Mahkemesi Başkanlığına verilen dilekçede, İbrahim Kaypakkaya,
üç no.lu hücreden alınıp götürülürken, "yanındaki hücrelerde
gözaltında bulunan Nuri Yaman, Celal Bozatlı, Mehmet Altınbaş
ve Hasan Zengin tarafından" görüldüğü belirtilmektedir.
3.5.1 970 tarihinden 28.4.1 971 tarihine kadar DDKO Ankara
şubesi başkanlığı yapmış olan İbrahim Güçlü, ifadesinin
alınmasını beklediği sırada Savcılıktan askerlere yayılan
onlara gösterdiği özel yaklaşım sonunda İbrahim Kaypakkaya'nın
işkencede öldürüldüğünü öğrenir. Hapishaneye döndüğüm zaman
sorunu, hem birlikte yargılandığım kendi arkadaşlarıma hem de
TİKKO davası tutuklularına aktarir. Olayın doğru olup
olmadığını saptamak için araştırmaya başlanilir. Avukatlarımız
vasıtasıyla dışarıya haber gönderilir. Tutuklular mantıklı
gelmedi ve ihtimal vermezler. Daha sonra, görüşe gelen
ziyaretçilerimizde getirdigi bilgiler üzerine Kaypakkaya`nin
Katledildigi öğrenilir.
Ali Kaypakkaya, 19 Mayıs 1973 Cumartesi günü Diyarbakır'a
gider. Oğlunun naaşını alan Ali Kaypakkaya, 21 Mayıs 1973
Pazartesi günü, İbrahim Kaypakkaya'yı, doğduğu köy olan
Karakaya'da toprağa verir .
İbrahim Kaypakkaya'nın ölümü hakkında, Diyarbakır Askeri
Cezaevinde tutuklu bulunan 36 kişi, Diyarbakır Sıkıyönetim
Askeri Cezaevinde 29 Mayıs 1973 tarih ve 1900-73/84 kayıt
numarasına kayıtlı olan bir dilekçe verir.
TIKKO davasi tutuklularini Diyarbakır'dan İstanbul'a
götürürler. Mahkeme İstanbul'da başlar. Duruşmanın ilk gününde,
mahkeme heyetine bir dilekçe vererek, 'Arkadaşımız İbrahim
Kaypakkaya işkence edilerek öldürüldü. Bu konuda bir açıklama
yapılana kadar konuşmayacağlarini belirtirler. Kimlikleri
sorulduğunda da hiç kimse cevap vermez.
TİP eski Genel Başkanı ve Bağımsız İstanbul milletvekili
Mehmet Ali Aybar, İbrahim Kaypakkaya'nın ölümü hakkında, 28
Haziran 1973 tarihinde Millet Meclisi başkanlığına bir önerge
verir.
İsmet Tufan Yazıcı, 31 Ocak 1974 günü, Ankara 2 Nolu Askeri
mahkemesinde, İbrahim Kaypakkaya'nın ölmesiyle ilgili olarak
şu açıklamada bulunmuştur:
"İbrahim Kaypakkaya 16.5.1973 günü Diyarbakır Askeri
Cezaevinde kalmakta olduğu hücresinden sivil şahıslar
tarafından alınmış ve götürülmüştür. Tutuklular iki gün sonra
öldürüldüğünü duymuş ve cezaevine sormuşlardır. Cezaevi,
İbrahim Kaypakkaya'nın askeri savcılıktan istendiğini ve bu
nedenle yolladıklarını, sonra cezaevinden kaydının silinmesi
için kendilerine haber geldiğini bildirmişlerdir.
Sanıklar, bunun üzerine 28.5.1973 tarih ve 1973/84 sayılı bir
dilekçeyle olayın açıklığa kavuşturulması için başvurmuşlardır.
İbrahim Kaypakkaya'nın öldürüldüğü bir gerçektir. Ferda Güley,
M. Ali Aybar, bu konuda bir soru önergesi verdiler.
Cevaplandırılmadı hala. Savcı Yaşar Değerli, bu ölüm olayından
hemen sonra derhal Diyarbakır'dan alınarak İstanbul'a tayin
edilmiştir.
4 Bölüm:
Fikirleri, Görüsleri ve Diger ayrintilar.
Ulusal Sorun.
Kaypakkaya`nin Türkiyede bir ilki bir tabuyu yikan
görüslerinden biri “Türkiye’de Milli Mesele”dir,
birinci yazımı Aralık ‘71’dir. TİİKP ile ayrılıktan sonra söz
konusu metni Kaypakkaya esasına sadık kalarak Haziran ‘72’de
kaleme almıştır. Yirmi bir başlıktan oluşur ve yetmiş kitap
sayfası civarında bir hacme sahiptir.“ Bu yazimlarinda ve
tezlerinde Kaypakkaya, Kürt sorununda ilk defa hakim ulus
şovenizmini kırmış ve Marksist-Leninist-Maoist Durus almış bir
enternasyonalist Komünist Önderdir.
O, TİİKP'in şahsında bütün Türkiye Devrimci haraketini kendi
kaderini tayin hakkını Kürt ulusunun ayrı devlet kurma hakkı
olarak anlamadıkları için eleştiriyordu. Ayrılığın
propagandasını öncelikle ezen ulus komünistleri yapmalıydı.
„Bütün uluslar için tam hak eşitliği; ulusların kendi
kaderini tayin etme hakkı; bütün ülkelerin işçilerinin (ve
ezilen halkların) birleşmesi." (age. s. 256-259)
Ezen ulus burjuva-gerici milliyetçiligine de, ezilen ulusun
burjuva-milliyetçiligine de en etkili darbeler indiren tek
kisi Kaypakkaya olmustur.Kaypakkaya ,"ulusların kendi
kaderini tayin hakki" Siarini kayitsiz-kosulsuz savunarak
tanimis, Kürt ulusunun ayrilip ayri bir devlet kurma hakkini
tam olarak desteklemistir.
İşte Kaypakkaya bu tezlerle, hakim ulus şovenizmini maskesini
açığa çıkartıyor., Kemalizmin Kürt ulusuna uyguladığı ulusal
baskıyı, akıl almaz vahşeti gözler önüne sermis. Proleter
Devrimci Aydynlık (PDA) ve Türkiye devrimci Haraketi
saflarında ki hakim ulus şovenizmine karsi büyük ve güçlü
darbeler indiriyordu.
50 yıllık kasvetli hava ve Kürt Ulusunun inkar politiklari
komünist tezler ile aydınlanıyordu. Devletin ve Kemalizmin
gerçek yüzü, Kaypakkaya`nin çözümlemeleriyle gün ışığına
çıkıyordu. Kitleler ve devrimci hareket Ulusal sorunda Türkiye
parcasinda gerçekleri yakalamada ilk kez tutarlı, yalın
gerçeklikle karşı karşıya kalıyorlardı. Böylece Kaypakkaya'nin
bu tezleriyle, Ulusal sorununa bakis acindaki carpik ve
inkarci halaç pamuğu gibi kaldırılıyordu.
Kemalizmin ve devletin sınıf karekterinin tahlili, Kürt
isyanlarini tarihinin tutarlı bir değerlendirmesini de
birlikte gündeme getiriyordu. Cumhurriyet tarihinden bu yana
varolagelen iktidar, Kürt ulusuna reva gördügü inkar ve
katliyam politiklari devrimci harakete Kürt ulusuna bir bakis
acisindaki netligi bugüne kadar getirmistir.
"Lozan Antlaşması, Kürtleri çeşitli devletler arasında
parçaladı. Emperyalistler ve yeni Türk hükümeti, Kürt
milletinin kendi kaderini tayin hakkını çiğneyerek, Kürt
milletinin kendi eğilimini ve isteğini hiçe sayarak, sınırları
pazarlıkla tesbit ettiler.
Böylece Kürdistan bölgesi İran, Irak ve Türkiye arasında
bölündü.
Burada bir noktayı daha belirtelim: Kürdistan'ın Lozan
Antlaşmasıyla kendi kaderini tayin hakkı çiğnenerek
parçalanması, elbette tarihi bir haksızlıktır. Ve Lenin
yoldaşın bir başka vesileyle söylediği gibi, haksızlığı
durmadan protesto etmek ve bütün hakim sınıfları bu konuda
ayıplamak, komünist partilerin görevidir. Ama böyle bir
haksızlığın düzeltilmesini programına koymak akılsızlık olur.
Çünkü günün meselesi olma niteliğini çoktan kaybetmiş bir sürü
tarihi haksızlık örnekleri vardır. «Sosyal gelişmeyi ve sınıf
mücadelesini doğrudan doğruya kösteklemekte devam eden bir
tarihi haksızlık» olmadıkları sürece, komünist partiler
bunların düzeltilmesini sağlamak gibi, işçi sınıfının
dikkatini temel meselelerden uzaklaştırıcı bir tutuma
giremezler. Yukarda işaret ettiğimiz tarihi haksızlık, artık
günün meselesi olma niteliğini çoktan yitirmiştir. «Sosyal
gelişmeyi ve sınıf mücadelesini doğrudan doğruya kösteklemek»
gibi bir mahiyet taşımamaktadır. Bu nedenle komünistler onun
düzeltilmesini istemek akılsızlığını ve basiretsizliğini
göstermezler. Bu noktayı belirtmemizin sebebi, Program Taslağı
üzerindeki tartışmalarda bir arkadaşın Kürdistan bölgesinin
birleştirilmesini programa koymak yolundaki isteğidir.
Türkiye'de komünist hareket ancak Türkiye sınırları içindeki
milli meseleyi en iyi, en doğru çözüme bağlamakla yükümlüdür.
Irak ve İran'daki komünist partileri de, milli meseleyi kendi
ülkeleri açısından en doğru çözüme kavuştururlarsa, sözkonusu
tarihi haksızlığın hiçbir değeri ve önemi kalmayacaktır. Bütün
Kürdistan'ın birleştirilmesini programımıza koymamız bir de şu
açıdan sakattır: Bu, bizim tayin edeceğimiz bir şey değildir.
Kürt milletinin kendisinin tayin edeceği bir şeydir. Biz Kürt
ulusunun kendi kaderini tayin hakkını, yani ayrı bir devlet
kurma hakkını savunuruz.
Bu hakkı kullanıp kullanmayacağını veya ne yönde kullanacağını
Kürt milletinin kendisine bırakırız. Bu nokta üzerinde ilerde
tekrar duracağımızdan, geçiyoruz." (İ. Kaypakkaya, Seçme
Yazılar, Ocak Yayınları, Şubat 1992, sf. 196-197)“
Daha net aciklarsak eger. Kürtleri komşu bir ülkenin insanları
gibi ele alanların çoğunluk oluşturduğu dönemde, Kürt sorununa
parmak basma gereğini vurguladı. Ve Pratikte bunun adimini
atti.
*Kaypakkaya yoldasin daha genis bir sekilde Milli Mesele
degerlendirmesini okumak icin tiklayin
Kemalizim
İ. Kaypakkaya 1971'de öne sürdüğü Kemalizim Karsiti tezleri
Kaypakkayanin Kemalizimden net kopusudur. Kaypakkaya, tezlerle
sadece TİİKP'ten kopmakla kalmıyor , bir bütün olarak o
dönemki bir bütün Türkiye sol hareketinden kopuyordu.
Kaypakkaya, ''eleştiri silahı''nı büyük bir beceriyle
kullanıyordu ve sonuçta bütün enerjisini yönelttiği bir hedef
vardır. Kemalizm!
O zaman kisada olsa bu önemli noktayi irdeliyelim.
Kaypakkaya
diyor ki;
”Şafak revizyonistleri, kendi boş hayallerini gerçeklerin
yerine koymaya çalışıyorlar, ülkemizde bir yığın revizyonist
ve oportünist klik bilhassa Kemalizm konusunda aynı şeyi
yapıyor .Özellikle Kemalizm konusunda, ortabujuvazinin
gerçeklere aykırı idealist yargıları öylesine beyinlere
yerleşmiş, beyinlere öylesine tekel kurmuştur ki, Kemalizmin
Komünistçe değerlendirilmesi artık imkansız hale gelmiştir.
(lbrahim Kaypakkaya. Bütün Yazılar, ) „
Kemalizmin, komünisçe değerlendirilmesi gerekmektedir, çünkü
Maoisist olmanın ilk ve temel adımı burjuva ideolojisiyle
bütün bağları koparmaktan geçer ve Türkiye'de burjuva
ideolojisinin tek belli- başlı biçimi Kemalizmdir! Kemalizm
politik varoluşlarının çeşitli iç düzeylerinde, sol hareketin
(devrimci hareket dahil) bütün Uyelerini etkisi altına
almıştı. Burjuva ideolosinin özgüI biçimi olan Kemalizm, sol
hareket üzerinde etkiIer bırakıyordu ve birakmistir.THKP- C ve
THKO Kemalizmin ideolojik reddini gerçekleştirememekle
birlikte, politik pratiklerinde onun dışına çıktıkları için ve
o oranda devrimciydiler . Yani ideoloji bire bir olarak
politikaya yansımamıştır .
''Şimdi iyi biliyoruz ki, bizim Kemalizm konusundaki
yargılarımız, Çetin Altan, Doğan Avcıoğlu, Ilhan Selçuk'tan
tutun da, TIP, M. Belli, H. Kıvılcımlı, TKP, THKP-C, THKO ve
Şafak revizyonistlerine kadar, bütün burjuva ve küçük burjuva
örgüt ve akımlarını ayapa fırlatacaktır.'' (s. l46.)
l. Kaypakkaya tespiti koyuyordu: Komünist olmanın ilk ve
temel adımı Kemalizmin reddedilmesiydi. Maoist yöntemle
''çubuğu tersine büküyor'' ve bunu başarıyordu Kaypakkaya. Bu
bağlamda, Kemalizmin terihsel karakterinin ne olduğu değil,
bugüne tarihsel etkisinin ne olduğu önemliydi..O,solda etkili
olan bir çok eğilimin nedeninin Kemalizm olduğunu belirtiyordu
.
Kisacasi yukardada yapilan alintilarda görüldügü gibi Bütün
dünyada olduğu gibi ülkemizde de devrimci bir atılımın
yaşandığı, sosyalizmin açıkça tartışıldığı, birçok devrimci
grubun sosyalizm adına faaliyet yürüttüğü 1960'lı yılların
sonlarında Türkiye Solu içinde egemen olan düşünce, Kemalizm
ile sosyalizm arasında kesinlikle bir zıtlık olmadığını
savunan düşünceydi.
Devrimci hareket içinde bu egemen düşünceye karşı 70'li
yıllarda ilk köklü eleştiri İbrahim Kaypakkaya'nın 1972'de
yazdığı "Kemalizm" yazısında getirildi. O, devrimci sol
içinde, Kemalizmin sosyalizmle bağdaştırılamayacağını,
Kemalizmin Türkiye şartlarındaki faşizmin adı olduğunu,
sosyalizm mücadelesinde devrimci solun önündeki en büyük
ideolojik ve pratik engelin Kemalizm ve Kemalist diktatörlük
olduğunu ortaya koydu. İbrahim Kaypakkaya 1972'deki bu tavrı
ile, Türkiye'de komünizmin Kemalizmin yedeği olmaktan
çıkmasının, yeniden ayakları üzerinde dikilmesinin yolunu
açtı.
Özetce belirtirsek sayet;
a) Kemalist devrim, Türk ticaret burjuvazisinin, toprak
ağalarının, tefecilerin ve az miktarda ki sanayii
burjuvazisinin bir devrimidir. Devrimde ulusal karakterde ki
orta burjuvazi önder değil, yedek güç olarak yer almıştır.
b) Kemalist devrimin önderleri daha anti-emperyalist
savaş yıllarında, el altında emperyalizm ile işbirliğine
girişmişlerdir.
c) Kemalist devrim, işçi ve köylülere, bir toprak devrimi
olanağına karşı gelişmiştir.
d) Kemalist devrimin sonunda sömürge, yarı-sömürge,
yarı-feodal yapı, yarı-sömürge yarı-feodal yapı ile yer
değiştirmiştir..
e) Kemalist diktatörlük, sözde demokratik, özde askeri
faşist diktatörlüktür.
f) Kemalist devrim, politik cephede hanedanlık
çıkarlarıyla birleştirilmiş olan meşrutiyeti, yeni hakim
sınıfların çıkarlarına en iyi cevap veren cumhuriyet ile yer
değiştirmiştir.
g) Kurtuluş savaşını takip eden yıllarda Kemalizm,
devrimin baş düşmanıdır.
Kaypakkaya bu kadar net ve acik koymusken Bugün de Kemalizm
konusunda Türkiye Solunda, Kemalizmin egemen konumu az yada
cok sürmektedir. Fakat bu egemenlik İbrahim Kaypakkaya
öncesindeki duruma göre oldukça zayıflamıştır. Devrimci sol
kesim içinde Kemalizmin antiemperyalistliğinin oldukça güdük
olduğu, en azından laf düzeyinde kabul edilir hale gelmiştir.
Yine de Kemalizm bugün de Türkiye toplumunun en önemli
ideolojik-siyasi görüngüsü olarak solun tartışma gündeminin
başlarında durma özelliğini koruyor. Bizim elimizde ise
Kaypakkayanin koymus oldugu mükemel silah ve Fikirler
bulunuyor.
*Kaypakkaya yoldasin daha genis bir sekilde Kemalizim
degerlendirmesini okumak icin tiklayin
İbrahim Kaypakkaya'nın
Çeşitli Dergi ve Gazetelerde Kendi Adıyla, Bir Arkadaşıyla
Ortak ve İmzasız, Tarih Sırasına Göre Yayınlanmış Yazıları:
KAYPAKKAYA, İbrahim: TİP'in Taksim Mitingi Oportünizmin İhanet
Belgesidir, Türk Solu, 14.10.1969, sayı:100
KAYPAKKAYA, İbrahim: Ölçü Seçimler Değil, Güçlenen MDD
Mücadelemizdir, Türk Solu, 28.10.1969, sayı: 102
KAYPAKKAYA, ibrahim: İşçi, Köylü İttifakını Sağlam Bağlarla
Kuralım ve Türkiye Çapında Yaygınlaştıralım, Türk Solu,
25.11.1969, sayı: 106
KAYPAKKAYA, İbrahim: Eğe Sanayii İşçileri Yenilmeyecek,
İşçi-Köylü, 29.11.1969, sayı: 9
KAYPAKKAYA, İbrahim: İşçi-Köylü Hareketleri MDD Mücadelemizin
Ekseni Olma Yolundadır, Türk Solu, 2.12.1969, sayı: 107
KAYPAKKAYA, İbrahim: Bağımsızlık Savaşından Dönülmez, fürk
Solu, 23.12.1969, sayı: 110
KAYPAKKAYA, İbrahim/ ORUÇOĞLU, Muzaffer: Kaşıkçı Köylülerinin
Yürüyüşünü Mutlaka Gerçekleştirelim, Türk Solu, 3.3.1970,
sayı:120
KAYPAKKAYA, İbrahim/ ORUÇOĞLU, Muzaffer: Trakya'da Toprak
Mücadelesi-Köylüler Ağaları Dize Getirecektir, İşçi-Köylü,
19.3.1970, sayı: 13
KAYPAKKAYA, İbrahim: İşçi-Köylü Hareketleri ve Proleter
Devrimci Politika, PDA, Mayıs 1970, sayı: 5-19
ALTUN, Mehmet / KAYPAKKAYA, İbrahim / MERCAN, Ali/,OVALIOGLU,
Adil: Çorum İlinde Sınıfların Tahlili-1, PDA, 6.4.1971, sayı:
37
ALTUNC Mehmet / KAYPAKKAYA, İbrahim / MERCAN, Ali /OVALIOGLU,
Adil: Çorum İlinde Sınıfların Tahlili -2, PDA, 13.4.1971,
sayı: 38
KAYPAKKAYA, İbrahim: Özeleştiride Samimi ve Cesur Olalım, Mart
1971
KAYPAKKAYA, İbrahim: Saflarımızdaki Sol Oportünizm Sağ
Hatalarımızın Cezasıdır, 29 Ağustos 1971.
KAYPAKKAYA, İbrahimATAŞYAPAN, Ali: Kürecik Bölge Raporu, Ekim
1971
KAYPAKKAYA, İbrahim: Türkiye'de Milli Mesele, Aralık
1971-Haziran 1972
KAYPAKKAYA, İbrahim: Başkan Mao'nun Kızıl Siyasi İktidar
Öğretisini Doğru Kavrayalım, Ocak 1972
KAYPAKKAYA, İbrahim: TİİKP Program Taslağının Eleştirisi, Ocak
1972
KAYPAKKAYA, İbrahim: Şafak Revizyonizminin Kemalist
Hareket/Kemalist İktidar Dönemi/İl. Dünya Savaşı Yılları/Savaş
Sonrası ve 27 Mayıs Hakkındaki Tezlerinin Eleştirisi,
Ocak-Ağustos 1972
KAYPAKKAYA, İbrahim: Doğu Anadolu Bölge Komitesi (DABK)
Kararı, Şubat 1972
KAYPAKKAYA, İbrahim: TİİKP Revizyonizminin Genel
Eleştirisi-Şafak Revizyonizmi ile Aramızdaki Ayrılıkların
Kökeni ve Gelişmesi, Haziran 1972
KAYPAKKAYA, İbrahim: Bir Köylük Bölgedeki Yönetici Yoldaşlara
Mektup, 7 Aralık 1972
Kaypakkaya Yoldasin
Edebiyatla iliskilerine kisa degini
Kaypakkaya Kücüklügünden beri edebiyata ilgisi vardir. Ama
bilinen ilk Kültürel ve edebi calismalarina Hasanoğlan
Öğretmen Okulunda baslar. Hasanoğlan Öğretmen Okulunda
halkoyunları ekipleri, müzik ve tiyatro topluluklarında yer
alir. Örnek İbrahim Kaypakkaya, halk oyunları oynar ve elinde
mendiliyle çoğu zaman ekip başı olur. Hafta sonları izin
alabilenler, sabahleyin banliyö treni ile Ankara'ya gidip,
gezip eğlendikten sonra akşam banliyö treni ile tekrar okula
geri döner.
Okul yönetimi, "Köy Enstitüleri" ve "Hız" isimli
dergi ve gazete çıkarmaktadır. Bu dergilerde Kaypakkaya`nin,
deneme, hikaye, incelemeleri yayınlanır. İbrahim, Edebiyat
dersinde, "irticai ve şeriatı" anımsattığı için "Yeşili
sevmiyorum" başlıklı bir yazı yazar. Bu nedenle, bazı
öğretmenler, "Peki kızılı mı seviyorsun?" diyerek tepkilerini
dile getirir.
Ayriyeten Ögretmenleriyle şiir, edebiyat üzerinde tartışmalara
girer, yeni gelen edebiyat dergilerini okurlar. Okulun, İsmail
Gençtürk, Mehmet Aydinç, Murat Ali Kiremitçi, Ahmet Telli,
gibi "komünist" olarak suçlanan öğrencileri vardır.
Tiyatro Kolu'nda çalışan ve temsillerde rol alan Ahmet
Telli'nin bazı dergilerde şiirleri yayınlanmıştır.
Arkadaşlarıyla, "Kırk Göz" isimli bir dergi
yayınlamıştır. Bu faaliyetleri nedeniyle birçok kez Disiplin
Kurulunca cezalandırılmıştır. Okul içinde tanınmaktadır.
Bir gün, Ahmet Telli, kütüphanede kitap okurken, birisi yanına
gelir ve,
"Abi, ben de birşeyler yazıyorum. Şunlara bakar mısın?"
der.
Tanışırlar. Çocuğun ismi İbrahim Kaypakkaya'dır. Bir roman
yazdığını söylemektedir. Yüz sayfa kadar olan el yazısıyla
yazılmış roman taslağını alıp okuyan Ahmet Telli, sadece şu
cümleyi hatırlamaktadır:
"Meçhul bir sokakta, meçhul iki kişi, bir meçhule doğru
gidiyorlardı."
Ahmet Telli ile İbrahim Kaypakkaya, zaman zaman biraraya gelir
edebiyat üzerine sohbet ederler.
Diger yandan Kaypakkaya`nin calmis oldugu Mandolin, kemaninin
sesi tüm okulda yankılanır.
İbrahim Kaypakkaya'nın, savunma amacıyla notlar yazdığı
defterinde üç tane şiir bulunmaktadır.
"Devrim
için her zaman ölecekler bulunur" başlıklı şiiri şöyledir:
"...gider,...gider, nice koçyiğitlcr gider
Senin de içinde bir oğulun varsa çok değildir,
Ey mavi gök! Ey yağız yer bilesin ki,
Yüreğimiz kabına sığmamakta
Örsle çekiç arasında yoğrulduk
Hıncımız derya gibi kabarmakta."
İbrahim'in, "Ölen Yoldaşlar İçin" başlıklı şiiri ise şöyledir:
"Siz ki
canınız verdiniz halkımız için! Siz ki her şeyinizi verdiniz
....lar uğruna Göğümüzde onurla dalgalanan Kızıl bayrağa siz
ki al rengini verdiniz Ölmez halk için toprağa düşenler Siz ki
ölmezliğe erdiniz Ey yüce oğulları halkımızın Gururla ve
....la dinlenin şimdi Kavganızı sürdürüyor yoldaşlarınız."
İbrahim'in defterdeki
son dörtlüğü ise şöyledir:
"Demiri de
kömürü de sökeriz amman Buğdayı da pirinci de ekeriz amman
Faşizme kan damlayan kılıcız Bir gün gelir kinimizi dökeriz
amman!."
Ibrahimin Asklari
Melek Ulagay'ı Türk Solu bürosundan tanırdı. Aydın kafalı,
güzel bir kadındı. Hepimiz yakından tanırdık. İbo, Melek'e aşk
ilanını Kürecik'te yaptı. Melek reddetti. Çünkü, o zamanlar
Bora'yla ilişkisi vardı ama İbo'ya da eğilimi vardı. İbo,
Melek'in Bora'yla ilişkisini bilmiyordu. Bora evliydi ve bir
çocuğu vardı. İbo, Siverek'e geldi, 'Melek'e aşk ilan ettim,
gülümsedi, Bora'yla ilişkisini gerekçe göstererek kibarca
reddetti', dedi.
İbo, üç kadına ilgi duydu: Melek'e, Meral Yakar'a ve Emine
Özdoğan'a. İlk ikisinden sonuç alamadı. İlk ikisi bilinçli,
bilgili ve oldukça dürüst ve inançlı kadınlardı. Sonuncusu
genç, saf, özverili ve cesurdu. Bir keresinde evini bastılar
ve Emine'-yi tutuklayıp götürdü askerler. Sonra delil
yetersizliğinden ser¬best bıraktılar. Sorgulama anında örnek
bir tavır gösterdi (1971) Diyarbakır'da.
Bu tavır, İbo'nun oldukça hoşuna gitti. Onun direnmesinden
hayranlıkla sözediyordu İbo. Emine'yi Dersim dağlarına
getirmeye kalkıştı, engel oldum. Grubumuzda hiç kadın yoktu.
Bir tane olsaydı engel olmazdım. Hele yanıbaşımda, dağda bir
sevgilim olsaydı hiç engel olmazdım. Emine'nin küçük kız
kardeşi Handan'ı da ben merak ediyordum, ama Öğretmen
Okulu'nda olduğu için gittiğimde göremiyordum hiç."
"Emine Özdoğan ile evlenmeyi düşündüğünü", bazı arkadaşlarına
söyleyen İbo, ayaklarındaki yün çorapları göstererek, Bak bu
çorabı o ördü bana", diyerek, sevgisini dile getirir.
Emine Özdoğan, daha sonra, bir başkasıyla evlenerek,
İstanbul'a yerleşir.
İbrahim Kaypakkaya'nın kendisine evlenme teklifi yapıp
yapmadığı konusuna Melek Ulagay, "Çok özel bir konu. Bu konuda
birşey söylemek istemiyorum." şeklinde cevap verdi. İbo, Melek
Ulagay ile Bora Gözen'in ilişkisini öğrendikten sonra
ilişkinin biçimini bazı yerlerde eleştirir.
İbrahim Kaypakkaya'nın duygusal da olsa karşı cinsle olan
yakınlığı Hasanoğlan Öğretmen Okulu'na kadar uzanmaktadır.
Hasanoğlan Öğretmen Okulu'nda kız-erkek karışık eğitim-öğretim
görmektedir. Gelişme çağında olan gençler arasında zaman zaman
duygusal yakınlaşmalarda yaşanır. İbrahim'in Meral isimli bir
kızla yakın arkadaşlığı vardır. Kara kaşlı, iri kara gözlü bir
kız olan Meral, bir keresinde İbrahim'i teyzesinin yanına
götürür ve tanıştırır.
İbrahim'in köyde babasının amcasının kızı Naciye Hanımın kızı
Mediha ile yakın arkadaşlığı da vardır. İki genç, birbirini
beğenmekte ve hoşlanmaktadır. Fakat, İbrahim, İstanbul'a
geldikten sonra, bu ilişki kendiliğinden sona erer. Mediha,
bir başkasıyla evlenir.
Sonuç
Komünist önder Kaypakkaya 68 gencliginin diger önderleri yani
Denizler ve Mahirler kadar gençti ve 68 gençlik hareketi
içinden çıkmıştı. Dahası, işkencede öldürüldü. Bununla
birlikte, kimse bugün İbrahim Kaypakkaya'yı bir gençlik lideri
veya "gözaltında kaybolan ilk kurban" olarak anmaya
cüret edememektedir. Hem Kaypakkaya'nın tutumu buna izin
vermemektedir; hem de Kaypakkaya'nın sahip çıkılabilecek bir
kişisel mirası yoktur;
Kaypakkaya'nın asıl mirası TKP/ML'dir.
Böyle olduğu için, Deniz Gezmiş etrafında uysal bir efsane
yaratmak isteyenler Kaypakkaya etrafında bir susuş kumkuması
yaratmaktadırlar.
Kaypakkaya
sorgu tutanağına geçen son sözlerinde şöyle demişti:
"Esasen biz
komünist devrimciler, prensip olarak siyasi kanaatlerimizi ve
görüşlerimizi hiçbir yerde gizlemeyiz. Ancak örgütsel
faaliyetlerimizi örgüt içinde bizimle beraber çalışan
arkadaşlarımızı ve örgüt içinde olmayıp da bize yardımcı olan
şahıs ve grupları açıklamayız... Ben buraya kadar
anlattıklarımı samimiyetle inandığım marksist-leninist düşünce
uğruna yaptım; ve sonuçtan asla pişman değilim. Ben bu uğurda
her türlü neticeyi göze alarak ve can bedeli bir mücadeleyi
öngörerek çalıştım ve neticede yakalandım. Asla pişman
değilim. Bir gün sizin elinizden kurtulursam yine aynı şekilde
çalışacağım." Komünist önder Kurtulamadı; ama onun açtığı
yoldan binlerce Komünist ve devrimci yetişti ve bu topraklarda
önceden yer etmiş bulunan uzlaşmacı inkarci, Sovenist
geleneğin kırılmasında önemli bir damar oluşturdu onun
görüsleri. Kisacasi Bugün Kaypakkaya`nin sarsilmaz ve dogru
tezlerinin hayat hakki bulmasi ve Kaypakkaya`nin düsüncleri ve
Partisinin var olmasi, kimsenin Kaypakkaya'yı uysal bir
gençlik lideri gibi göstermeye cesaret etmesinde en büyük
engeldir.
Çoğu devrimci
militan için, genellikle Kaypakkaya'nın sorgudaki tutumu akla
gelirki buda bilincli bir carpitmadir bir yaniyla. Kuşkusuz
yakın tarihte düşman karşısında "ser verip sır vermeme"
geleneğinin yaşatılmasında Komünist İbrahim Kaypakkaya'nın bu
baş eğmez tutumunun özel bir yeri vardır. Özellikle de bu
geleneğin takipçilerinde ve TKP/ML militanlari ve daha bir cok
Devrimci yapi millitanlarinda etkili bir miras birakmistir.
Bugün pek çok eski devrimci, yeni-liberal, Denizleri,
Mahirleri anarken kendi konumlarıyla özdeşleştirmektedir.
"Yaşasaydı o da bizim gibi düşünürdü" türünden spekülasyonlar
yaparken fazla bir zorlukla karşılaşmıyorlar. Ama hiç bir
liberalin, aynı sözleri İbrahim Kaypakkaya için söylediğine
rastlanmamıştır.
Bununla
birlikte İbrahim Kaypakkaya’yı sadece bu «ser verip sır
vermeme» tutumuyla anmakla yetinmek ona karşı haksızlık ve
bilincli bir carpitma olur ve ondan asıl öğrenilmesi
gerekenleri gölgeye düşürür. Zira o günden bugüne en az onun
kadar onurlu bir direniş gösteren nice devrimci ve Komünist
filizlenmiş ve yitirilmiştir.
İbrahim
Kaypakkaya’nın asıl öne çıkarılması ve anılması gereken yönü
burada aranmamalıdır. Kaypakkaya o zamanlar herkesin esiri
olduğu resmi ideolojik söyleme ve sol hareketin politik
çizgisine sert ve keskin eleştiriler getirişiyle ayırt
edilmelidir.
İbrahim Kaypakkaya'yı çağdaşlarından ayıran en önemli ve
keskin çizgi, onun Kemalizm ve Kürt Ulusal Sorunu konusundaki
çıkışı ve bu konuda 1920'lerden 70’lere kadarki tüm sol
geleneğe yönelttiği eleştiridir.
Kisaca da
olsa bu farkliklara deginmeli ve bu acik farkligi gözler önüne
sermeliyiz.
O dönemde
Türkiye solu içinde, Kürtlerin bir ulus olduğu bile genel bir
kabul görmemekte idi. Daha çok bir "Doğu sorunu"ndan
bahsedilmekteydi. Bu koşullarda, Kaypakkaya ulusların kendi
kaderini tayin hakkını Türkiye’deki Kürtler için geçerli bir
hak olarak ve ayrı bir devlet kurma hakkı olarak yüksek sesle
dile getirmekle ayırt edilmelidir. Ama o zaman Kürt sorununu
önemseyen ve öne çıkaranların ezici çoğunluğu TİP içerisinde
kalırken Kaypakkaya TİP’in reformist çizgisinden kopan
Dev-Genç içinden sıyrılmıştır. Bu küçük bir ayrıntı değildir.
Buna karşılık, o dönem TİP’te kalanların ezici çoğunluğu da
dahil olmak üzere, sosyalistlerin ve devrimcilerin çoğunluğu
ikinci bir ulusal kurtuluş savaşından bahsetmekteydi. Hatta
Mustafa Kemal'in ordusundan ilerici bir darbe beklentisi
içinde olanlar da az değildi. Hatta bu beklenti en çok
Kaypakkaya’nın da içinde yer aldığı Dev-Genç ve TIIKP
hareketinde yaygındı. İşte bu koşullarda, «Kemalizm kurtuluş
savaşının içindeyken emperyalizm ve feodalizm ile uzlaşmaya ve
karşı devrimciliği temsil etmeye başlamıştır. Halka ve
komünistlere alçakça düşmanlık gütmüş ve onlardan gelen her
hareketi gaddarca ezmiştir» diyen Kaypakkaya'nın Dev-Genç
kopuşu içinde yer alması önemli ve anlamlıdır.
Öte yandan
Kaypakkaya’nın altı çizilmesi gereken önemli bir yönü de de
TİP / Dev-Genç / Aydınlık’tan koparken Mustafa Suphi’lerin
TKP’si ile süreklilik kurma arayışıdır. Kaypakkaya kopuşunu
adıyla sanıyla bir komünist parti ile taçlandırmak gereğini
öne çıkarması bakımından da önem taşır. İleri doğru atılırken,
bu topraklardaki komünist mirasa sahip çıkarak hareket
etmiştir. Doğrusu Dev-Genç içinden çıkıp, TKP’ye yönelenler
adlarıyla sanlarıyla çok bilinmeseler de az değildir. Ama
Kaypakkaya TKP’ye yönelirken Mustafa Suphilerin TKP’si ile
onlardan sonraki TKP’yi ayırt etmiştir. Şefik Hüsnü’den
itibaren TKP mirasını reddetmiştir. Bu aynı zamanda onun
Kemalizme ve Kürt sorununa ilişkin tutumuyla da uyumlu ve
önemli bir ayrımdır. Bunlar daha çok TKP’nin mirasını Mustafa
Suphi sonrasındaki oportünist çizgisi üzerinden
devralanlardır. Kaldı ki, Kaypakkayanın içinden çıktığı PDA
hareketi de hem de en ısrarlı Şefik Hüsnü takipçisi bir
çizgiyi temsil etmekteydi.
Kaypakkaya
buradan kopmuştur. Koparken de kurulması gereken partinin
nasıl bir isim taşıması gerektiğini içinden çıktığı hareketin
adını da eleştirerek belirlemiştir:
"Biz işçi
sınıfı hareketiyiz, onun öncü müfrezesiyiz. Köylü hareketi
asla değil. Ülkemizin bugünkü somut şartları bize köylülükle
ilgili görevler yüklüyor. Ama bu geçicidir, bizi asıl
görevimize yaklaştıran geçici bir adımdır. Köylülük kitle
olarak, bir bütün olarak ‘üretim araçlarının özel mülkiyeti
alanında’ bulunmaktadır. Kapitalist toplumun temelinin
muhafazasından yanadır. Köylülük modern sanayi karşısında
dağılan ve yok olmaya doğru giden bir sınıftır. Oysa
proletarya, mülkiyetle bütün bağlarını koparmıştır. Modern
sanayiin özel ürünü ve asil ürünüdür... Bu nitelikleri
dolayısıyla da, toplumun bütün emekçi kesimlerinin, bu
düzenden acı çeken insanlığın tümünün kurtuluşunu, tarih işçi
sınıfının omuzlarına yüklemiştir. İşte biz, bu sınıfın öncü
müfrezesiyiz ve bu yüzdendir ki, partimizin önüne bir de köylü
sıfatının eklenmesi bilimsel olarak yanlıştır."
Kurulmasına
önderlik edeceği ve bayrağı altında öleceği partinin adı
TKP/ML olacaktır.
Bir başka açıdan, şöyle açıklanmalıdır; Kaypakkaya Denizler ve
Mahirler gibi, TİP ve Aydınlık oportünizminden, Mihri
Belli’nin MDD çizgisinden kopmuştur. Ama THKO ve THKP’nin
Kemalizm konusundaki yanılsamalarından da kopmuş ve onların
Kemalizim ve Kürt sorunu konusundaki eksiklerini aşmıştır;
örgütlenme ve sahip çıkılacak gelenek bakımından da onların
ilerisinde bir ufka bakmıştır. Ama esas olarak devrim
stratejisi bakımından gerekli kopuşu yapmistir.
Kuşkusuz 71
devrimci kopuşunun diğer öncüleri gibi Kaypakkaya’nın da çok
kısa zamanda büyük adımlarla ileri çıktığı ve bu yürüyüşün çok
erken kesildiğini saptamak gerekir. Bununla birlikte
Kaypakkaya bu kopuşun doruk ve dogru noktasını temsil
etmektedir. En sona kalması aynı zamanda 71 devrimci kopuşunun
yönünü ona bakarak saptamak gerektiğine işaret eder.
Kaypakkaya'nın 71 devrimci hareketi içinde komünist çizgiyi
temsil ettiği tartışmasızdır. Bunu da doğal karşılamak
gerekiyor. THKO zaten genelde teoriye, özelde Marksizm'e
özel bir ilgi duymuyordu, THKP ise üçüncü bunalım
dönemi tespitiyle, Marks ve Lenin'in görüşlerini zaten
günümüzde geçerli görmüyordu.
İbrahim
Kaypakkaya geleneğinin 71 devrimci çıkışındaki özel yeri,
bugün 71 geleneğinin takipçisi olan hareketlerin konumuna
bakıldığında da görülebilir. Deniz Gezmiş babasına yazdığı son
mektubunda kendisini Kemalist düşünceyle yetiştirdiği için ona
teşekkür edip, kendini "ikinci kurtuluş savaşçısı"
olarak tanımlıyorken; reformisti ve devrimcisiyle tüm Türk
solu Kemalizme bulaşık haldeyken Kaypakkaya Kemalizmi
karşısına almaktaydı. Kürtleri komşu bir ülkenin insanları
gibi ele alanların çoğunluk oluşturduğu dönemde, Kürt sorununa
parmak basma gereğini vurguladı. Devrimciliğin "Atatürk
devrimciliği" ve ulusal kurtuluşçuluk olarak ele alındığı
koşullarda Kaypakkaya kendisine komünist devrimci sıfatını
yakıştırdı.
Kaypakkaya yoldasin devamcisi olan bizler Kaypakkayanin
düsünceleri isiginda bu güzel düsünceler dogrultusunda
gelecege Başı dik gururla ve cesurca bakıyoruz. Emperyalsitler
ve yerli usaklari ise korkuyla kacinilmaz sonu beklemektedir
ve olacak kacinilmaz sona engel olamiyacaklardir….