Kaypakkaya TV`yi izlemek |
|
| Yeni Sayfa 1 
|
|
|
Karl Marks
Yeni Sayfa 3
SORGU
«Getirildiği görülen sanık İbrahim KAYPAKKAYA huzura
alındı, hüviyet tespitinden sonra suç konusu olay ve örgütsel ilişkiler
hatırlatılarak sanıktan SORULDU: Sanık cevaben: Ben yoksul bir ailenin çocuğu
olarak, 6 yıllık Hasanoğlan İlköğretmen Okulu'nda yatılı okudum. Hasanoğlan'daki
başarılı öğrenciliğim nedeniyle Yüksek Öğretmen Okulu'na gönderildim. Bir yıl
hazırlık sınıfında okuduktan sonra İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'na ve
aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'ne girmiş oldum. Bundan sonra
devrimci gençliğin demokratik ve devrimci eylemlerine katıldım ve devrimci
düşüncemi geliştirdim. 1967 yılında 9 arkadaşla birlikte Çapa Fikir Kulübünü
kurduk. O dönemde FKF (Fikir Kulüpleri Federasyonu)'nun ve TİP'in bir üyesi
olarak, onların düzenlediği bütün toplantı, forum, miting ve gösterilere
katıldım. 1968 yılında okulun gerici yönetimi tarafından önce muvakkat ve daha
sonra da kati olarak uzaklaştırıldım. Buna karşın Danıştay'dan yürütmenin
durdurulması kararı almama rağmen okulun faşist idarecileri bu karara uymadı.
Benim düşünce yapım, katılmış olduğum eylemler ve gençlik örgütündeki
çalışmalarım, okuldan uzaklaştırılmamın başlıca nedenleri olarak gösterildi.
Hatırladığım kadarıyla o zamanlar katıldığım, NATO'ya Hayır ve Amerikan 6.
Filosunu protesto eylemleri, Halk Aşıkları Gecesi düzenlemeye çalışmam, bazı
bildirilerin dağıtılması ve işçi yürüyüşlerine katılmam öğrencilik sıfatıma
zarar getiren hareketler olarak telakki edilmişti. Oysa bunlar, yurdunu ve
halkını seven herkesin, kendi inancı ve bilinci doğrultusunda sürdürmesi gereken
ve kişisel sorumluluğu olan çalışmalardır.
Gelişen zaman içerisinde FKF gençlik örgütünde bazı görüş
ayrılıkları belirmişti. Bu bir bakıma, ilerleyen bilincin ve edinilen
tecrübelerin doğal sonucuydu. FKF içindeki beliren başlıca iki görüş: Birincisi,
FKF yönetiminin öteden beri TİP'in parlemantocu ve reformcu görüşü, İkincisi,
milli demokratik devrimi savunan aşamalı devrim tezi. Bu düşünceyi ilk zamanlar
Türk Solu ve Aydınlık Sosyalist Dergi, daha sonraları PDA ve İşçi-Köylü de
savunmaya çalıştı. Türk Solu ve Aydınlık Sosyalist Dergi bazı olumsuz yanlarına
rağmen, devrimci kadroların bilincinin ilerlemesine ve devrimci düşüncenin
kavranmasına yardımcı oldu. Çünkü TİP ve yönetici kadrosu, devrimci kadrolar,
işçiler ve köylüler arasında devrimci düşüncenin, Marksizm-Leninizmin
yayılmasını engelliyorlardı. Ben, TİP'in yöneticilerini, kendilerine sosyalist
adını veren reformcu orta burjuva aydınları olarak görüyorum. TİP'in çizgisi de,
orta burjuvazinin radikal kesiminin tutarlı reformist çizgisiydi.
Ben bu ayrılıkta MDD (Milli Demokratik Devrim)'i savunan
grup içerisinde yer aldım. Türk Solu ve Aydınlık Sosyalist Dergi çevresi, tam ve
—kelimenin gerçek anlamında— devrimci mahiyette olmamakla birlikte, TİP'ne göre,
işçilerin, köylülerin, gençliğin ve diğer halk kitlelerinin demokratik ve
devrimci anlamdaki eylemlerine biraz daha fazla ilgi göstermeye çalıştı.
Daha sonra 1969 yılında FKF'nun DEV-GENÇ'e dönüştüğü
kurultayda, DEV-GENÇ ve Aydınlık Sosyalist Dergi içinde de ayrılık oldu. Ben bu
ayrılıkta Proleter Devrimci Aydınlık ve İşçi-Köylü dergi gazetesi çevresindeki
arkadaşların grubunda yer aldım. Bu dergi ve gazetenin çıkışına, dağıtımına
yardımcı olmaya, savunduğumuz görüşleri işçiler, köylüler ve gençlik içerisinde
yaymaya çalıştım. Yine bu arada Trakya'daki topraksız köylülerin ellerinden
toprağı jandarma gücüyle gaspetmiş büyük çiftlik sahiplerinin topraklarını işgal
etmesi eylemlerine, İstanbul'da Demir Döküm, Sungurlar, Horoz Çivi, Pertriks,
Ege Sanayi, EAS Akü, Gıslaved, Gamak, Singer ve Derby fabrikalarındaki işçilerin
haklı grev ve direnişlerine yardımcı olmak için elimden geleni yaptım. 15-16
Haziran büyük işçi yürüyüşüne katıldım ve fırsat buldukça da faşistlerin
üniversitelere yaptığı saldırılara karşı savunma mücadelesi veren devrimci
gençliğin bu mücadelesine ve diğer demokratik eylemlerine katkıda bulunmaya
çalıştım. Ben buraya kadar anlattığım şeyleri söylemekte bir sakınca görmüyorum.
Bütün bunlar, o dönemdeki legal ve kanunen de suç olmayan faaliyetlerdi. Ben de,
bir devrimci olarak bu faaliyetler içerisinde yukarıda anlattığım çerçeve
içerisinde yer aldım. Bu çalışmalarımı, Marksizm-Leninizme inanan bir komünist
devrimcinin halkın kurtuluşu için yapması gerekli çalışmalar olduğu kadar,
devrimci gençliğin örgütü DEV-GENÇ'in üyesi olan bir devrimci gencin halka ve
gençliğe karşı sorumluluğunun gereği olarak da sürdürdüm. Ancak şahsımı
ilgilendiren konular ve hakkımdaki isnatları taşan hususlardan gayri, gençlik
örgütü ve çalıştığım devrimci gruplar içinde başkalarını etkileyebilecek bir
beyanda bulunamam. Anlatmış olduğum şeyler, gençlik ve içinde bulunduğum
devrimci gruplar saflarında kendi çalışma ve düşüncelerimle ilgili bulunmaktadır.
Başkaları hakkında beyanda bulunmayı, kişisel sorumluluk sahamı aşan bir hareket
sayarım. Sıkıyönetim ilanına kadarki faaliyetlerim bunlardır.
Sıkıyönetim ilanından hemen sonra ve özellikle İsrail
Başkonsolosu Efraim ELROM'un öldürülmesi olayının arkasından şiddetlenen faşist
baskılar ve bir yığın tutuklamalar sonunda birçok genç ve aydın tutuklandı.
Hatta DEV-GENÇ içerisinde kayda değer bir faaliyeti olmayanların dahi yakalanıp
tutuklanmaları karşısında, benim de aranıp yakalanacağımı tahmin ederek uzun bir
süre gizlendim. Gizlendiğim yer ve bu devredeki ilişkilerim konusunda herhangi
bir şey söylemeyi gereksiz buluyorum. Kaçak bulunduğum dönemde ve tahminen 1972
Nisan ayı sonuna kadar elime ŞAFAK adlı dergi ve ŞAFAK yayınları geçmekte idi.
Bu yayınları bana kimin nasıl getirdiği konusunu önemli görmüyorum ve bu konuda
bir şey söylemeyi de gereksiz buluyorum. ŞAFAK dergisinde ve yayınlarında
demokratik halk devrimi açısından katılmadığım bazı görüşler yer almakla
birlikte, bir devrimci çalışmanın varlığından ve sürdürülüyor olmasından
memnuniyet duydum. Daha sonra bu yayın organını çıkaran örgütle herhangi bir
ilişki kurmaksızın, bulunduğum yerde kendi olanaklarımla ve kendi düşüncem
doğrultusunda propaganda ve bilinçlendirme çalışmaları yaptım. ŞAFAK yayın
organının, Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP) adlı bir örgüte ait
olduğunu ve böyle bir örgütün varlığını bilmiyordum. Bunları daha sonraları, bu
örgütle ilgili yakalama haberleri dolayısıyla radyo ve gazetelerden öğrendim.
Ben, bu illegal örgütün yöneticisi olduğunu söylediğiniz Doğu PERİNÇEK ile
sorgularınızda iddia ettiğiniz gibi bir ilişkide bulunmadım. Ve bana Doğu
PERİNÇEK tarafından örgütsel veya başka bir görev verilmedi. Esasen Doğu
PERİNÇEK'i de tanımam, sadece sıkıyönetimden önce adını duymuştum. Kendisini
PDA'ya yazı yazan bir devrimci olarak biliyordum. Sizin deyiminizle, ŞAFAK
örgütünün illegal organizasyonuna katılmadım. Bu devredeki çalışmalarımla ilgili
herhangi bir şey söylemeyeceğim. Çalıştığımı söylememin şahsi sorumluluğum
açısından yeterli olduğu görüşündeyim. Ben sormuş olduğunuz şekilde Malatya ve
Tunceli bölgelerinde faaliyet göstermedim. Çalışma alanım buralar değildi ve
neresi olduğunu söylemeyi de gereksiz buluyorum; neresi olmadığını belirtmeyi
yeterli görüyorum. Benim, bahsettiğiniz TİİKP adlı örgütle hiç bir bağlantısı
olmayan kişisel nitelikteki faaliyetlerim, Türkiye
Komünist Partisi (Marksist-Leninist) ve
Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu saflarına katılmama kadar
sürmüştür. Sonradan katıldığım bu örgütlere ne zaman katıldığımı hatırlamıyorum.
Ve beni bu örgütlere kimin aldığını söylemeyi de gereksiz buluyorum.
TKP/ML ve ona bağlı
TİKKO örgütlerinin kimler tarafından kurulduğunu ve yönetildiğini
bilmiyorum. Yalnız bu örgütlerin saflarına katıldığımı ve onların illegal üyesi
ve taraflısı olduğumu saklamıyorum ve bu örgütlerin üyesi olmaktan büyük bir
kıvanç duyuyorum. Bu örgüt içerisindeki çalışma yöntemim ve örgütün kuruluşuna
esas olan düşünceler, bahsetmiş olduğunuz yazılarda geniş ölçüde yer almaktadır.
Mensup olduğum bu örgütlerin «ŞAFAK REVİZYONİZMİ
TEZLERİNİN ELEŞTİRİSİ», «TÜRKİYE'DE MİLLİ MESELE», «TÜRKİYE'DE KEMALİST HAREKET,
KEMALİST İKTİDAR DÖNEMİ, İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI YILLARI ve 27 MAYIS HAREKETİ», «BAŞKAN
MAO'NUN KIZIL SİYASİ İKTİDAR ÖĞRETİSİNİ DOĞRU KAVRAYALIM»
başlıklarını taşıyan ayrı ayrı, uzun ve örgütün görüşlerini yansıtan tezleri ve
düşünceleri kabul ediyorum. Bu başlıklar altındaki yazılara benim de görüşlerim
diye imzamı atmaya hazırım, fakat bu yazıların esas olarak kimin veya kimler
tarafından kaleme alınmış olduğunu bilmiyorum. Ben bu görüşler doğrultusunda
devrimci mücadele vermek üzere 1973 Ocak ayı başlarında, faşist güçler
tarafından şehit edilen yiğit arkadaşım Ali Haydar YILDIZ ile Tunceli'ye
gelmiştim. Köylüleri devrim için, halk ihtilali için örgütlemek amacıyla köylere
gitmiştik. Buradaki çalışmalarımız 24 Ocak 1973 günü, kalmış olduğumuz Vartinik
mezrasındaki kömün basılmasına kadar sürdü. Bunlar dışında başka bir açıklamaya
gerek görmüyorum.
Esasen biz komünist devrimciler, prensip olarak siyasi
kanaatlerimizi ve görüşlerimizi hiç bir yerde gizlemeyiz. Ancak örgütsel
faaliyetlerimizi, örgüt içinde bizimle birlikte çalışan arkadaşlarımızı ve örgüt
içerisinde olmayıp da bize yardımcı olan şahıs ve grupları açıklamayız. Kişisel
sorumluluğum açısından gerekeni zaten söylemiş bulunuyorum. Ben buraya kadar
anlattıklarımı samimiyetle inandığım Marksist-Leninist düşünce uğruna yaptım. Ve
sonuçtan asla pişman değilim. Ben bu uğurda her türlü neticeyi göze alarak ve
can bedeli bir mücadeleyi öngörerek çalıştım ve neticede yakalandım. Asla pişman
değilim. Bir gün sizin elinizden kurtulursam gene aynı şekilde çalışacağım» dedi.
Başka bir diyeceği olmadığını söyledi ve birlikte tutulan işbu ifade zaptı,
okunup imzalandı (21 Nisan 1973, TKP/ML, TİKKO, TMLGB Davası, Klasör No 3, Dosya
No 1, Sıra No 4).
«İbrahim KAYPAKKAYA'ya, iddia edilen suç konusu olay
anlatıldı ve huzurdaki şahıs gösterilerek soruldu. Sanık, 'ben burada
gösterdiğiniz şahsı ve Hacı ÖZDOĞAN'ı tanımıyorum. Sizlerin iddia ettiği gibi bu
şahısdan nüfus cüzdanı filan almış da değilim. Üzerimden çıkan ve burada
gösterilen şahsa ait olduğunu söylediğiniz hüviyet cüzdanını Malatya'da buldum.
Sıkıyönetimce arandığım için, hüviyetimi gizlemek amacıyla, bulduğum bu nüfus
cüzdanına kendi fotoğrafımı yapıştırdım. Ben proletaryanın ideolojisini
benimsemiş, halkın kurtuluşunu savunan bir komünistim. Bir sınıf mücadelesi olan
size karşı yürüttüğüm mücadelede böyle şeyleri doğal karşılıyorum. Karşımda
bulunan ve üzerimde bulunan hüviyet cüzdanının kendisine ait olduğunu
söylediğiniz şahsı tanımıyorum; onun beni tanıyorum demesi, ya sizin işkence ve
baskılarla zorlamanızdan, ya da yine aynı sebeple korkması dolayısıyla yalan
söylemesinden ileri geliyor; bunun sebebini ben bilmem' dedi.
Sanık İbrahim KAYPAKKAYA'ya huzurdaki diğer üç kişi
gösterilerek, suç konusu olay izah edilip soruldu. Sanık, 'ben, burada bana
göstermiş olduğunuz üç köylüyü tanımıyorum ve bu kişilerle de hiç bir zaman hiç
bir yerde karşılaşmış değilim; bu üç köylünün bana baskından sonra yardım
ettikleri iddianız da yalan ve uydurmadır. Ben, müsademe sırasında yaralanmış
olduğum için ekmek dahi yiyemiyordum. Huzura getirilmiş olan bu üç köylü,
benimle hiç bir ilişkileri olmadıkları halde, fiilsiz, sebepsiz ve haksız olarak
buraya getirilmiş ve kendilerine baskı ve işkence ile gözdağı verilmek
istenmiştir. Bu, faşizmin bir zulüm örneğidir ve faşistlerden halka zulmetmenin
hesabı ergeç sorulacaktır' dedi»" (TKP/ML, TİKKO, TMLGB Davası Dosyası,
Klasör No 3, Dosya No 4, Sıra No 13/2).
("İki Lider İki Örnek",
İbrahim KAYPAKKAYA ve Doğu Perinçek'in polis ifadeleri", LE-YA Yayınevi, sf.
40-46, Ocak 1979)
|
|
|
|
|
|
Yeni Sayfa 3 | Ibrahim KAYPAKKAYA | Komunist Önder Diyor ki |
Benim,bahsettiginiz TIIKP adli örgütle hic bir bagintisi olmayan kisisel nitelikteki faaliyetlerim,Türkiye Komünist Partisi (Marksist-Leninist) ve Türkiye Isci Köylü Kurtulus Ordusu saflarina katilmama kadar sürmüstür.Sonradan katildigim bu örgütlere ne zaman katildigimi hatirlamiyorum.TKP/ M-L ve ona bagli TIKKO örgütlerinin kimler tarafindan kuruldugunu ve yönetildigini bilmiyorum.Yanliz bu örgütlerin saflarina katildigimi ve onlarin illegal üyesi ve taraflisi oldugumu saklamiyorum ve bu örgütlerin üyesi olmaktan bir kivanc duyuyorum. Kemalizm konusunda, metindeki görüşlere katılmıyorum. Kemalizm daha kurtuluş savaşının içindeyken emperyalizm ve feodalizm ile uzlaşmaya ve karşı-devrimciliği temsil etmeye başlamıştır. Halka ve komünistlere alçakça düşmanlık gütmüş ve onlardan gelen her hareketi gaddarca ezmiştir. Mao Zedung'un Yeni Demokrasi kitabında aldığı dipnotunda, Stalin de bundan bahsediyor. Ayrıca Şnurov'un kitabındaki bilgiler son derece öğreticidir. M. Kemal'in "tam bağımsızlık ilkesi" pratikte de (1938'e kadarki iktidar döneminde) görüldüğü gibi, emperyalizme teslimiyet, yarı-sömürgeciliği seve seve kabullenmesidir. M. Kemal'in Sun Yat-sen ile kıyaslanması doğru değildir. Olsa olsa Çan Kay-şek'le kıyaslanabilir. Esasen biz komünist devrimciler,prensip olarak siyasi kanaatlerimizi ve görüslerimizi hic bir yerde gizlemeyiz.Ancak örgütsel faaliyetlerimiz örgüt icerisinde olmayip da bize yardimci olan sahis ve gruplari aciklamayiz.Kisisel sorumlulugum acisindan gerekeni zaten söylemis bulunuyorum.Ben buraya kadar anlattiklarimi samimiyetle inandigim Marksist-Leninist düsünce ugruna yaptim.Ve sonuctan asla pisman degilim.Ben bu ugurda her türlü neticeyi göze alarak ve can bedeli bir mücadeleyi öngörerek calistim ve neticede yakalandim.Asla pisman degilim.Bir gün sizin elinizden kurtulursam gene ayni sekilde calisacagim. Hareketimizin niteliğini ve nihai hedeflerini en kesin, en açık ve en doğru bir şekilde ifade eden ve pratikte de işçi sınıfının ve diğer emekçilerin bilinçlenmesine katkıda bulunan ve bizi her türden sosyalizm hainlerinden ayıran adlandırmanın TKP (M-L) olacağı açıktır.Her şeyden önce, TKP (M-L) bilimsel olarak doğrudur. Ve bizim nihai hedefimizin tam ve açık bir ifadesidir. Çünkü: Mârkisist-Leninist hareket, bugün Türk hakim sınıflarının Kürt milletine ve azınlık milliyetlere uyguladığı milli baskıların en amansız ve en kararlı düşmanıdır; milli baskılara, diğer diller üzerindeki baskılara, milli imtiyazlara karşı en önde mücadele eder. Kemalist Diktatörlük İşçiler; Köylüler, Şehir Küçük-Burj uvazişi, Küçük Memurlar ve Demokrat Aydınlar Üzerinde Askeri Faşist Bir Diktatörlüktür: Önümüzde cetin ama sanli mücadele günleri var...Sinif mücadelesinin denizine bütün varligimizla atilalim.....Bu mücadelede kahraman isci sinifimiza .Özverili ve cilekes köylülerimize,Yigit gencligimize sonsuz bir güven duyalim… Demiri de kömürüde de sökeriz aman, Bugdayi da pirinci de ekeriz aman. Fasizme icimizden kan damlayan kiliciz, Bir gün gelir kinimizi dökeriz aman... | |
 |
|
|